Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Üretim İlişkileri ve Sınıfsal Yapı

Sınıfsal Egemenlik

Üretim İlişkileri ve Sınıfsal Yapı 

 

Marx’a göre, toplumun gelişimi insanlar ve doğa arasındaki sürekli üretken etkileşimin ürünüdür. İnsanlar “geçim araçlarını üretmeye başladıkları andan itibaren hayvanlardan ayrılmaya başlarlar...”  “Hayatın üretimi ve yeniden-üretimi” hem organizmanın biyolojik ihtiyaçlarının dayattığı bir zorunluluktur hem de daha önemlisi, yeni ihtiyaçlar ve kapasitelerin yaratıcı kaynağıdır. Nitekim üretim etkinliği hem tarihsel hem de analitik anlamda toplumun kaynağında yer alır. Üretim, “ilk tarihsel edim”dir ve “maddi hayatın üretimi... tüm tarihin -binlerce yıl önce olduğu gibi günümüzde de sırf insan hayatının sürdürülmesi için her gün ve her saat yerine getirilmesi gereken- temel bir koşuludur.” Her birey gündelik etkinliklerinde toplumu her an yeniden-yaratır ve yeniden-üretir: Bu hem toplumsal düzenin istikrarının hem de sonsuz değişimlerin kaynağıdır. 

Her tür üretim sistemi, üretim süreciyle ilgili bireyler arasında belirli toplumsal ilişkileri gerektirir. Bu tespit Marx’in ekonomi politiğe ve genelde faydacılığa en önemli eleştirilerinden birinin kaynağıdır. “Soyut birey” anlayışı bireyci burjuva felsefesinin bir icadıdır ve üretimin her zaman sergilediği toplumsal karakteri gizlemeye hizmet eder. Marx, Adam Smith’ten “ekonomi politiğin Luther’i” olarak söz eder, çünkü o ve sonraki iktisatçılar, haklı olarak, emeği insanın kendini yaratmasının kaynağı olarak görmüşlerdir. Ancak bu iktisatçılar insanın üretim aracılığıyla kendini yaratmasının bir toplumsal gelişme sürecini gerektirdiğini gözden kaçırırlar. İnsanlar asla bireyler olarak değil, sadece belirli bir toplumun üyeleri olarak üretirler. Bu nedenle, belirli üretim ilişkilerine dayanmayan hiçbir toplum tipi yoktur.

İnsanlar üretim sırasında sadece doğayı değil birbirlerini de etkilerler; -belirli bir biçimde- işbirliği yaparak ve karşılıklı etkinlikler içinde üretirler. Üretmek için birbirleriyle belirli bağlantılar ve ilişkiler içine girerler ve ancak bu toplumsal bağlantılar ve ilişkiler içinde doğayı etkiler, üretir ve onun içinde yer alırlar. 
Her toplum biçiminde “bir üretici güçler toplamı, bireylerin doğayla ve birbirleriyle tarihsel olarak yaratılmış -kuşaktan kuşağa aktarılan- bir ilişkisi...” vardır. Marx üretici güçlerin (Produktionskräfte) genişlemesine yol açan faktörü açıklayacak genel bir teori geliştirmez. Böyle bir açıklama sadece somut toplumsal ve tarihsel analizlerle mümkündür. Nitekim üretici güçlerdeki feodalizmden kapitalizme geçişle ilişkili değişimler birbiriyle yakın ilişki içindeki tarihsel olaylara göre açıklanabilir. Ayrıca üretici güçleri oldukça yüksek düzeyde evrimleşmesine rağmen, toplumsal organizasyonun diğer unsurlarında daha fazla ilerlemenin sağlanamadığı toplumlar da vardır. Marx, belirli açılardan gelişmiş bir ekonomiye sahip olmasına rağmen, bir para sistemi bulunmadığı için ilerlemesi geciken Peru’yu örnek olarak verir: Para sisteminin geliştirilememesi, önemli ölçüde ülkenin -ticaretin genişlemesini sınırlayan- izole coğrafi konumundan kaynaklanır.

 

Sınıfsal Egemenlik

 

Marx’a göre sınıflar ancak üretim ilişkileri, üretici kitleyle sömürü ilişkisi içindeki bir azınlık grup tarafından gasbedilebilecek bir üretim fazlasını mümkün kılan farklılaşmış bir iş bölümünü gerektirdiği zaman ortaya çıkar. Marx, toplum içindeki sınıflar arası ilişkileri tartışırken genellikle Herrschaft ve Klassenhetrschafi terimlerini kullanır. Marx’in yazılarının İngilizce yorumlarında bunların “yönetim” ve “sınıfsal yönetim” olarak kullanılması eğilimi yaygındır. Ancak bu terimler, Almanca terminolojide kastedilen anlamından ziyade, gücün bilinçli olarak dayatılmasını ima eder. Sonuç olarak, “yönetmek”ten ziyade “egemenlik” teriminin kullanılması uygundur.

Marx, farklı sınıfsal egemenlik analizlerinde tamamen burjuva toplumunun karakteristik yapısı ve dinamiklerini açıklamaya yönelir ve bu öne çıkan ilgi odağı karşısında kavramsal kesinlik ikincil önemde kalır. Sonuç olarak, Marx çoğu kez yeterli dikkati göstermeden Klasse terimini kullanır ve düşünce hayatının neredeyse sonuna kadar sınıf kavramının anlamını kesinleştirme gereği duymaz. Max Weber'de “rasyonelleşme” kavramı nasıl temel önemdeyse, “sınıf” kavramı da Marx’in yazılarında büyük bir öneme sahiptir, fakat Marx kavramı sorgulamadan kullanır. Marx’tan geriye kalan yazıların, tam da sınıf kavramını sistematik olarak analiz etmeye başladığı noktada bilmiş olması sıkça vurgulanan bir ironidir. Burada Marx ilk kez “Bir sınıfı meydana getiren şey nedir?” sorusunu sorar. Ancak Marx, Elyazmaları'm bitirmeden önce aslında olumsuz bir tanım yapar: Sınıf, gelir kaynağına veya iş¬ bölümü içindeki işlevsel konumuna göre tanımlanmamalıdır. Bu kriterler büyük bir sınıflar çeşitliliğine yol açacaktır: Gelirlerini hasta tedavi ederek sağlayan doktorlar kazançlarını toprağı işleyerek elde eden çiftçilerden farklı bir sınıf oluşturacaktır vb. Ayrıca bu kriterlerin kullanılması aynı üretim süreci içinde yer alan farklı grupların konumlarına uygun düşmeyecektir: Örneğin iki insan inşaat işiyle uğraşabilir, ancak bunlardan birisi büyük bir şirketin mülksüz çalışanıyken, diğeri bir küçük işletmenin sahibi olabilir. Marx’in “sınıflar gelir grupları değildir” vurgusu, onun Kapitalde sözü edilen, “ekonomik malların dağılımı üretimden ayrı ve bağımsız bir alan değildir, aksine üretim tarzı tarafından belirlenir” genel öncülünün belirli bir boyutudur.

 Marx, John Stuart Mili ve ekonomi politikçi birçok düşünürün, “üretim belirli yasalar tarafından düzenlenirken gelir dağılımı şekillendirilebilir insani kuramlarının kontrolü altındadır” iddiasını “saçma” olarak niteler. Sınıflar sadece gelir dağılımındaki eşitsizliklerdir ve bu yüzden sınıf çatışması gelirler arasındaki çelişkileri en aza indiren önlemlerle hafifletilebilir ve hatta ortadan kaldırılabilir ön-kabulünün temelinde bu iddia yatar. Böylece, Marx’a göre sınıflar üretim ilişkilerinin bir boyutudur. Terminolojisindeki değişkenliğine rağmen, onun sınıf anlayışının özünü farklı çalışmalarında yaptığı dağınık birçok göndermeden çıkarmak nispeten kolaydır. Sınıfları, grupların üretim araçlarına mülkiyetine sahiplikleriyle ilgili ilişkileri oluşturur. Bu özünde dikotomik bir sınıf ilişkileri modeli sağlar: Tüm sınıflı toplumlar biri egemen ve diğeri tabi konumda iki antagonist sınıf arasındaki temel bölünme çizgisi etrafında şekillenir. Marx’m kullanımında, sınıf, zorunlu olarak bir çatışma ilişkisi içerir. Marx, bu noktayı birçok kez analitik bir vurguyla açıklar. Nitekim 19. yüzyıl Fratısası’nda köylülüğün durumunu tartışırken şu yorumu yapar:  Küçtık mülk sahibi köylüler, üyeleri benzer koşullarda yaşayan, ancak birbirleriyle farklı türde ilişkilere girmeyen geniş bir kitle oluşturur. Üretim tarzları onları karşılıklı etkileşime sokmak yerine birbirinden soyutlar... Milyonlarca aile, kendi hayat tarzları, çıkarları ve kültürlerini diğerlerininkilerden ayıran ve onlarla düşmanca bir karşıtlık içine sokan ekonomik koşullar altında yaşadıkları sürece bir sınıf oluştururlar. Aralarında sadece yerel karşılıklı ilişki bulunması ve çıkarlarının aynı olması; bunlar arasında bir birliktelik, ulusal bağ ve siyasal örgütlenme yaratmadığı sürece, bu mülk sahibi küçük köylüler bir sınıf oluşturmaz. Marx, farklı bir bağlamda, burjuvaziye atıfta bulunarak benzer bir noktaya işaret eder: Kapitalistler, sadece bir başka sınıfa karşı mücadeleyi sürdürmek zorunda kaldıkları ölçüde bir sınıfı oluştururlar. Aksi takdirde piyasada kar arayışı içinde birbirleriyle ekonomik rekabet içine gireceklerdir.

 

 

Giddens, Anthony. "Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori." İstanbul: İletişim Yayınları (2009).

Üretim İlişkileri ve Sınıfsal Yapı
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri