Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Karl Marx- Weber- Wright Kuramları

Sınıf ve Tabakalaşma Kuramları

 

Kari Marx ve Max Weber tara­fından geliştirilen kuramlar, sınıf ve tabakalaşma üzerine birçok sosyolojik çözümlemenin temelini oluştururlar. Marxsist gelenek içinde çalışan araştırmacılar, Marx'ın kendisinin ortaya koyduğu düşünceleri daha da ileri götürmüştürler; başkaları da Weber'in kavramını ayrıntılandırmayı denemiştir. Erik Olin Wright tarafın­ dan ortaya konmuş Neo-Marxsist yaklaşımı, çözümlemeden önce, Marx ve Weber tarafından ortaya konmuş kuramları ele alarak işe başlayacağız.

 

Kari Marx’ın Kuramı

 

Marx'ın çalışmalarının çoğunluğu tabakalaşmayla ve her şeyden önce de toplumsal sınıfla bağlantılıdır, yine de Marx şaşırtıcı bir biçimde sınıf kavramının dizgesel çözümlemesini sağlamak konusunda başarısız olmuş­ tur. Marx'ın, öldüğü zaman üzerine çalıştığı elyazmasında (sonradan temel yapıtı Kapital'ın bir parçası olarak yayınlandı) ortaya koyduğu “Sınıfı ne meydana getirir?” sorusunun yanıtlan­ ması yarım kalmıştır. Bundan dolayı Marx'ın sınıf kavramı, bir bütün olarak yapılarından yeniden oluşturulmalıdır. Çünkü Marx'ın sınıfı tartıştığı çeşitli pasajları, her zaman birbiriyle tam anlamıyla uyumlu değildir, bu nedenle de Marx araştırmacıları arasında, aslında Marx'ın ne demek istediğine ilişkin uyuşmazlıklar bulunmaktadır.Yine de görüşlerinin ana hatları bütünüyle açıktır.

 

Sınıfın Yapısı

 

Marx için sınıf, üretim araçlarıyla -genel bir ilişki içinde bulunan yaşam­larını sürdürdükleri araçlar- insanlarca oluşmuş bir öbektir. Modern sanayinin doğmasından önce üretim araçları, evcil hayvanlar veya ekin için kullanılan araçlardan ve her şeyden çok da topraktan oluşuyordu. Bundan dolayı sanayi öncesi toplumlarda iki temel sınıf bu toprakların sahipleri (aristokratlar, daha düşük düzeydeki soylular ve köle sahipleri) ve bu topraklarda etkin olarak üretim yapanlardan (serfler, köleler ve özgür köylüler) oluşuyordu. Modern sanayi toplumlarında, fabrikalar, yazıhaneler, makineler ve bunları satın almak için gereksinilen kapital ve zenginlik giderek daha önemli bir duruma geldi. Söz konusu olan bu iki temel sınıf, üretim araçlarına sahip olan sanayici ve sermayedarlar ile yaşam­larını emekleriyle kazanan işçi sınıfı veya şimdilerde eskimiş olan ama Marx'ın kullanmayı tercih ettiği proletaryadan oluşur. Marx'a göre sınıflar arasındaki ilişki bir sömürü ilişkisidir. Feodal düzen­lerde sömürü, genellikle doğrudan köylülerden aristokratlara değişen üretim biçimini alır. Serfler üretimlerin­den belirli bir oranı, aristokrat efen­dilerine vermeye zorlanırlardı ve her ay belirli sayıda günü kendi topraklarında efendileri ve yüksek mevkideki kişiler tarafından tüketilmek için ekin üretimine ayırmak zorundaydılar.Modern kapitalist toplumlarda sömürü kaynağı daha az açıktır ve Marx bunun yapısını açık kılmak için özel bir dikkat göstermiştir. Marx'ın akıl yürütmesiyle, çalışma günü boyunca işçiler, işverenler tarafından üretimlerine karşılık olarak onlara ödenenden daha çoğunu üretir­ler. Sermayedarların kendi kullanımları­na ayırdıkları bu artık değer faydanın kaynağıdır. Giyecek fabrikasında, bir grup çalışanın bir gün içinde yüz takım elbise ürettiği söylenebilir. Üretici yüzde 75'lik elbise satışıyla çalışanların ücretilerini ödemek ve işletmeye dona­nım maliyetini çıkaracak geliri sağlar. Giysilerin satışından geriye kalan gelir kâr olarak kalır. Marx kapitalist düzen tarafından yaratılan eşitsizliklerden şaşkına dön­müştür. Köylülerinkinden bütünüyle farklı olarak aristokratiarın eskiden lüks bir hayat yaşamalarına karşın tarımsal toplumlar görece yoksuldu. Herhangi bir aristokrasi olmasaydı bile, o toplumdakilerin yaşam standartları kaçınılmaz biçimde eksik kalacaktı. Modern sanayideki gelişmeyle birlikte yine de zenginlik daha önce görülme­miş bir ölçekte üretilmiştir; fakat işçiler kendi emeklerinin üretiminin sonucu olan zenginliğin çok azına ulaşmışlardır. Varlıklı sınıfın gelişmesiyle zenginlik artarken işçiler göreli olarak yoksul kalmışlardır. Marx, yoksullaştırma terimini kapitalist sınıfla ilişkisi içinde giderek güçsüzleşen isçi sınıfını betimlemek için kullanır, işçiler kesin anlamıyla daha varlıklı hale gelseler bile onları kapitalistlerden ayıran boşluk her yana yayılmıştır. Kapitalist sınıfla işçi sınıfı arasındaki eşitsizlikler doğası gereği katı bir biçimde ekonomik değildir. Marx, modern fabrikaların gelişiminin ve üretim araçlarının makineleşmesinin nasıl içi sönük ve bunaltıcı duruma soktuğunu belirtir. Zenginliğimizin kaynağı olan iş, değişmeyen bir çevrede, gün içinde ve başka zamanlarda hep aynı rutin işleri yapan fabrika  işçilerinde olduğu gibi, genellikle hem fiziksel olarak yıpratıcı hem de zihinsel olarak usandırıcıdır.

 

Max Weber’in Kuramı

 

Weber'in tabakalaşma yaklaşımı Marx tarafından geliştirilen çözümle­meyi yapılandırmıştır, fakat Weber onu düzeltmiş ve ayrıntılandırmıştır. Marx gibi Weber de toplumu, kaynaklar ve güç üzerindeki çatışmalarca ıralandırılan bir şey olarak görmüştür. Marx'ın bütün toplumsal çatışmaların yüreğin­deki ekonomik konularda ve sınıf ilişkilerinde kutuplaşma gördüğü yerde, Weber daha karmaşık, çok boyutlu bir toplum görüşü geliştirdi. Weber'e göre toplumsal tabakalaşma, basit bir sınıf sorunu değildir, fakat iki farklı yön tarafından biçimlenir: Statü ve parti. Tabakalaşmanın örtüşen bu üç öğesi, Marx'ın daha katı olan iki öğesinden çok daha kutuplu olan toplum içinde çok sayıda olanaklı konum üretir. Weber, Marx'ın sınıfın verili nesnel ekonomik koşullar üzerine temellendiği görüşünü onaylamasına rağmen sınıfın biçimlenmesinde, Marx'ın tanıdığından daha çok sayıda çeşitli etkenin önemli olduğunu düşünür. Weber'e göre sınıf ayrımı, yalnızca üretim araçlarının denetiminden veya denetim eksikliğin­den türemez, aynı zamanda mülkiyetle bağlantısız olunca hiçbir şey ifade etmeyen ekonomik ayrımlardan da türer. Böylesi kaynaklar insanların elde edebileceği türden meslekleri etkileyen nitelikleri veya güvenilebilirlik ve yetenekleri içerirler. Weber, bir bireyin piyasadaki konumunun, onun yaşam olanaklarını baştan başa güçlü bir biçimde değiştirdiğine inanıyordu. Yönetimsel veya profesyonel işlerde çalışanlar, örneğin mavi yakalı işlerde çalışanlardan daha çok kazanıyordu ve daha elverişli çalışma koşulları vardı. Elde ettikleri dereceler, diplomalar ve yetenekler gibi sahip oldukları nitelik­ler, onları, bu niteliklere sahip olmayan­lardan daha "pazarlanabilir" kılıyordu. Daha düşük düzeyde ise mavi yakalı işçiler arasından usta zanaatkarlar, yarı ustalardan ve usta olmayanlardan daha fazla ücret alıyorlardı. Weber'in kuramında statü, kişilere başkalarınca yüklenilen toplumsal saygınlık veya onur anlamında, toplum­sal gruplar arasındaki ayrımları belirtir. Geleneksel toplumlarda statü, genellik­le bir kişinin yıllar süren bir süreç sonucu farklı bağlamlarda, çoklu etkileşim sayesinde elde ettiği ilk elden bilgisi temelinde belirlenir. Toplumların karmaşıklaşan gelişimiyle, statünün her zaman bu yolla uyum sağlaması olanaksızlaşmıştır. Bunun yerine, Weber'e göre statü, insanların yaşam tarhları aracılığıyla dile getirilir. Statünün işaretlerinin ve simgelerinin -barınma, giysi, konuşma tarzı ve meslek gibi- hepsi, bir başkasının gözünde bireyin toplumsal konumunun biçimlenmesine yardımcı olur. Aynı statüyü paylaşan insanlar, paylaşılan bir kimliğin ayrı­mında olunduğu bir toplumu biçimlen­dirirler. 

Marx statü ayrımlarının toplumda­ki sınıf ayrımlarının bir sonucu olduğu­na inanırken, Weber statülerin genel­likle sınıf ayrımlarının bağımsızlığını çeşitlendirdiğini öne sürmüştür. Zen­ginliğin sahipliği genelde yüksek statüye verilmeye eğilimli olsa da birkaç istis­nası vardır. Britanya'da aristokrat ailelerden gelen bireyler, servetlerini yitirmiş olsalar bile hatırı sayılır bir top­lumsal saygı almayı sürdürdüler. Karşıt olarak "yeni para"nın, oturmuş varlıklılar tarafından bazı aşağılanmalara uğradığı görülmüştür. Weber, modern toplumlarda parti biçimlenişinin, gücün önemli bir görünüşü olduğunu, statü ve sınıf taba­kalaşmasını bağımsız olarak etkilediğini vurgulamıştır. Parti, ortak artalanı, amaçları ve ilgileri olduğu için birlikte çalışan bireyler öbeğini belirler. Genel­likle parti, kendi üyelerinin ilgilerine bağlı özel bir amaçla modayı düzenle­meye çalışır. Marx, statü ayrımıyla sınıf terimleri ve parti örgütlenmesinin her ikisini de açıklamaya eğilimlidir. Aslında bunların her ikisi de sınıf ayrımına indirgenemezler. Weber, sınıfların her birini etkilemesine rağmen her ikisinin de, sınıfı etkileyerek, grupların ve bireylerin ekonomik koşullarını sırasıyla etkilediğini öne sürer. Partiler, sınıf ayrımlarını aşan çıkarlara seslene­bilirler; örneğin, partiler dinsel bağlar veya ulusal idealler üzerine de temelle­nebilirler. Bir Marxist, Protestanlar'dan daha çok Katoliklerin, işçi sınıfında olmasından ötürü Kuzey İrlanda'da ki Katoüklerle Protestan arasındaki çatışmayı sınıf kavramıyla açıklamaya çalışabilir. Weber'in bir ardılı da böylesi bir açıklamanın yetersiz olduğunu öne sürebilir, çünkü birçok Protestan, aslında işçi sınıfında yer almaktadır. İnsanların bağlı oldukları partiler, sınıf ayrımların yanı sıra dinleri de ifade eder. Weber'in tabakalaşma üzerine yazıları önemlidir, çünkü bu yazılar, insanla­rın yaşamlarını güçlü bir biçimde etkile­yen sınıfların yanı sıra tabakalaşmanın başka boyutlarını da göstermişlerdir. Marx, toplumsal tabakalaşmayı tek başına sınıf ayrımına indirgemeye çalışırken, Weber, tabakalaşmanın çözümlenmesinde Marx'ın sağladığın­dan daha esnek bir temel ortaya koyarak toplumsal tabakalaşmanın görünümle­rinden ayrı olan, karmaşık parti, statü ve sınıf etkileşimlerine dikkat çekmiştir.

 

Erik Olin Wright’ın Sınıf Kuramı

 

Amerikalı sosyolog Erik Olin Wright, Marx ile Weber'in yaklaşımla­rının her iki görünümünü de birleştiren etkili bir sınıf kuramı geliştirmiştir (Wright 1978, 1985, 1997). Wright'a göre modern kapitalist üretimde, ekonomik kaynaklar üzerinde denetim sağlamanın üç boyutu vardır ve bunlar bizim varolan asıl sınıfı belirlememize izin verirler.

1. Para kapitalinin ve yatırımların denetimi

2. Üretimin fiziksel araçlarının denetimi (araziler veya fabrikalar ve ofisler)

3. Emek gücünün denetimi

Kapitalist sınıfa ait olanlar, üretim sürecindeki bu boyutların her birini denetler. İşçi sınıfının üyeleriyse bunların hiçbirini denetleyemez. Bu iki temel sınıf arasında, yine de konumu belirsiz olan gruplar -daha önce sözü edilen beyaz yakalı işçilerle yöneticiler- vardır. Wright, bu insanları sınıfsal konumlarıyla çelişkili olarak adlandırır, çünkü bu insanlar üretimin bazı görünümlerinden etkilenebilirler ancak başkalarını dene demekten sakınırlar. Örneğin beyaz yakalılar ve özel çalışanlar, elle iş yapan diğerleri gibi aynı yolla geçimlerini sağlamak için, iş verenlerle kendi emek güçleri konu­sunda sözleşme yaparlar. Ancak aynı zamanda bunlar, beyaz yakalı birçok insanın yapabileceğinden daha üst düzeyde bir iş ortamına karışabilirler. Wright böylesi "çelişkili" sınıf konu­munda olanları da tanımlar, çünkü onlar ne kapitalist ne de elle çalışan işçilerdirler, söylemek gerekirse onlar her biriyle ortak belirli özellikleri paylaşan bir gruptur.

Nüfusun büyük bölümü -Wright'a göre yüzde 85 ile 90 arası (1997)- üretim araçlarını denetleyemediğinden kendi emeğini satmaya zorlanan kişilerin kategorileri tarafından bölümlenir. Bu, nüfus kendi içinde elleriyle çalışan geleneksel işçi sınıfından beyaz yakalılara kadar değişen bir çeşitlilik gösterir. Bu geniş nüfus içindeki sınıf konumlarını ayırt etmek amacıyla Wright iki etkeni göz önüne almıştır: otoriteyle ilişki ve yetenek veya uzmanlıklara sahip olma. Wright ilk olarak yönetici ve danışman gibi orta sınıf çalışanlarının yetkeyle ilişki kurmaktan hoşnut olduğunu öne sürer ki bu çalışanlar, işçi sınıfındakilerden daha ayrıcalıklıdırlar. Böylesi bireyler kapitalistler tarafından işçi sınıfının denetimi için kullanılırlar -örneğin, bir çalışan işinin gözetlenmesi veya görüş ve değerlendirmelerin yönlendirilme­sinde- ve kapitalistler tarafından "bağlılık"larına karşılık olarak da yüksek ücretle ve düzenli yükseltmelerle ödüllendirilirler. Ama aynı zamanda bu bireyler kapital sahiplerinin denetimi altında kalmayı sürdürürler. Başka bir deyişle, onlar, hem sömüren hem de sömürülendir. Orta sınıf içindeki sınıf konumla­rını ayırt eden ikinci öğe, uzmanlık ve becerilere sahipliktir. Wright'a göre iş pazarında talep edilen orta sınıf çalışan­larının sahip olması gereken beceriler, kapitalist düzenlerde gücün özel bir biçimine uygulanabilirdirler. Uzmanlık­ları tam anlamıyla yeterli olmasa da bu kişiler yüksek ücretler de kazanabilirler. Ortaya çıkan bilgi ekonomisi içindeki öğreni teknolojisi uzmanları için kullanışlı olan kazançlı durumlar bu durumu gösterirler. Bundan başka, Wright, bilgi  ve beceri sahibi çalışanları, göze demenin ve dene demenin zor olmasından dolayı çalışanların, bağlılıklarını ve işbirliğini ancak ödüllendirmek yoluyla sürdürmeye mecbur bırakıldıklarını da öne sürer.

 

Giddens, Anthony. Sociology. Macmillan, 2001.

Sınıf ve Tabakalaşma Kuramları
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri