Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Simülasyon ve Kalıntı

Jean Baudrillard

Simülasyon ve Kalıntı

 

 

Her şeyi alıp götürseniz geride hiçbir şey kalmaz düşüncesi yanlıştır. Kalıntının ya hep ya hiç denklemiyle hesaplanması yani geriye kalandan çıkartılmasıysa hepten yanlıştır.  Evet, kalıntı diye bir şey vardır ancak tek başına bir gerçekliğe sahip olamaz. Çünkü kalıntı bir bölümlenme, bir sınırlandırma ve bir eleme işleminin sonucudur… Başka ? Bir çıkartma işlemiyle açıklanan kalıntı ancak bu şekilde bir gerçekliğe sahip olabilmektedir... Daha başka?  İşin tuhaf yanı karşıtlardan oluşan bir ikilide karşıt terim yoktur. Örneğin sağ/sol, aynısı/diğeri, çoğunluk/azınlık, deli/ normal, vb. şeylerden söz edebilirsiniz ama kalıntı konusunda ne söyleyebilirsiniz ki? Çizginin (/) öteki tarafına ne koyabilirsiniz? “Bütün ve kalıntı”, ilaveler ve kalanlar, işleme dqhil olanlar ve olmayanlar (kalanlar). Bunlar ayrımlayıcı özelliği olan karşıtlıklar değildir. 

Oysa çizginin öte yanında kalıntı karşıtı bir şey vardır hatta bu şey bir yapıya sahip görünmekle birlikte bir yapıdan yoksun, tuhaf bir asimetrik özellik gösteren, ayrıcalıklı ve belirgin bir terimdir. Bu belirleyici terimin bir adı yoktur. Bu anonim, dengesiz ve tanımlanamayan bir terimdir. Bu pozitif bir terimdir, ancak bu pozitif gerçekliğin gerisinde yine negatif bir terim vardır. Olsa olsa onu, her şeyden geriye kalan şey (kalıntı) olarak tanımlayabiliriz. Kalıntı terimi belirgin, açık ve seçik ikili bir karşıtlık düzeni yerine, tersine çevrilebilen ve dönerli bir yapıyla asla hangisinin diğerinin kalıntısı olduğu anlaşılmayan ters yüz edilebilir içkin bir düzene aittir. Başka bir düzende bu tersine çevirme ya da iç içe geçirme olayını gerçekleştirebilmek mümkün değildir. Eril dişinin dişisi, normal delinin delisi ve sağ da solun solu değildir, vs. Sorulması gereken soruyu belki de yalnızca bir ayna sorabilir bir başka deyişle gerçek mi görüntünün, yoksa görüntü mü gerçeğin bir yansımasıdır? Bu anlamda kalıntıyı bir aynaya benzetebilir ya da buna kalıntının aynası diyebiliriz. Her iki durumda da sonuç olarak yapısal bir ayrım çizgisinin (/), anlamı bölen çizginin belirsizleştiğini ve anlamın (yazınsal anlamda: bir noktadan diğerine, terimlerin karşılıklı konumlarıyla belirlenmiş bir çizgiyi izleyerek gidebilme olasılığı) ortadan kalktığını görürsünüz. Artık terimlerin karşılıklı konumları diye bir şey yoktur. Gerçek, yerini gerçekten daha gerçek olan bir imgeye bırakarak ortadan kaybolurken kalıntı, tam tersine, kendisi için belirlenen yerde buharlaşıp, uçarak kalıntısı olduğu şeyin içinden tersine döndürülmüş bir anlamla yeniden ortaya çıkmaktadır, vs. 
Aynı şey toplumsal için de geçerlidir. Toplumsalın kalıntısının, toplumsallaşamayanın kalıntısı olup olmadığını ya da bizzat toplumsalın kendisinin bir kalıntı, muazzam bir çöp yığınından başka bir şey olup olmadığını kim söyleyebilecektir... Daha başka? Bütünüyle ortadan kalkmış, hatta bir addan yoksun bir süreçte bile toplumsal bir kalıntı olmaktan kurtulamaz. Belki de kalıntı tüm gerçeği kapsayabilecek boyuta ulaşmıştır? Bir sistem her şeyi emerek, yuttuğunda ve her şey birbirine eklenip ortada birbirine eklenecek hiçbir şey kalmadığı zaman bir kalıntıya dönüşmekte ve öyle kalmaktadır. 

Le Monde gazetesinin “Toplum” başlığı altında yayımladığı yazılara dikkat edecek olursanız paradoksal bir şekilde göçmenler, suçlular, kadınlar, vs. türünden şeylerle karşılaşırsınız. Bütün bunlar toplumsallaştırılamayan unsurlardır. Patolojik özellikler taşıyan hastalar gibi bunların da “toplumsal” özellikler gösteren hastalar oldukları söylenebilir. Bunlar, “toplumsalın” her şeyi kapsamasıyla birlikte yalıtmaya çalıştığı grupçuklar, emilmesi gereken keseciklerdir. Toplumsalın ulaşabildiği nihai noktada “artık” olarak nitelendirilen bu gruplar toplumsalın hukuki yapısı içine çekilerek, genişletilmiş bir toplumsallık anlayışı içinde kendilerine bir yer aramak ve bulmak zorunda kalmaktadırlar. Zaten toplumsal adlı makine de bu artıklar sayesinde kendinden söz ettirebilmekte ve böylelikle yeni bir enerji kaynağına sahip olabilmektedir. Her şey toplumsal tarafından emilerek toplumsallaştırıldığında neler olmaktadır? Bu aşamaya gelindiğinde toplumsal adlı makine durmakta ve toplumsal dinamik denilen şey tersine dönmekte ve toplumsal sistemin tamamı bu yöntem sayesinde bir artığa dönüştürülebilmektedir. Geliştikçe bünyesinde bulunan ya da çevresini saran tüm kalıntılardan arınan toplumsal sonunda bir kalıntıya dönüşmektedir. Kalıntıların oluşturduğu bir kategoriyi “Toplum” olarak nitelendiren bir toplumsalın aslında kendinin bir kalıntı olarak nitelendirilmiş olduğu söylenebilir. Kalıntıyla kalıntı olmayanı ayırabilme olanaksızlığı ayrımlayıcı sistemlere özgü bir ölüm ve simülasyon evresinin temel özelliğidir. Bu evrende her şey bir kalıntıya dönüşmektedir. Bunun tersine kalıntıyı kalıntı olmayandan ayıran zorunlu yapısal ayrım çizgisinin ortadan kaybolmasıyla her terim diğerinin kalıntısına dönüşebildiği gibi, gücül/sanal düzeyde, bir kalıntıyla karşılaşmanın olanaksız olduğu bir tersine çevrilebilirlik evresine girilmiş olduğu görülmektedir. İki önermeden her birinin aynı anda aynı “gerçeklik” değerine sahip olduklarını ve birbirlerini dışlamadıklarını söyleyebiliriz. Bu önermelerin her ikisi de tersine çevrilebilme özelliğine sahiptir. 

Karşıt terimlerin varlığı kadar tuhaf sayılabilecek bir başka nokta da, kalıntının gülünçlüğüdür. Bu temayla ilgili tüm tartışmalar hep aynı dil oyunlarıyla sonuçlanmakta, benzer bir karmaşaya yol açmakta ve cinsellik ya da ölüm konusundaki tartışmalar kadar müstehcen olmaktadır. Gülmeye yol açan bir karmaşıklığın sonucunda ortaya iki önemli tema: Ölüm ve Cinsellik çıkmaktadır. Kalıntıysa insanı güldüren üçüncü, belki de gerçekten var olan tek temadır çünkü diğer ikisi, kendilerini, birer tersine çevrilebilirlik modeli olarak sunmaktadırlar. İnsan neden güler? Şeylerin tersine çevrilmesi bizi güldürür. Tersine çevrilebilen en ünlü biçimler ölüm ve cinselliktir. Erille dişi ve yaşamla ölümün her an için tersine çevrilebilme olasılığı cinsellikle ölüm konusunun bir gülme nedenine dönüşmesini sağlamaktadır. Karşıt terimlerin varlığından bihaber bir süreçte tek başına yaşayan ve kendi gölgesiyle, kendi hayali peşinden koşan Peter Schlemihl gibi kalıntı da kendini karşıtından ayıracak ayrım çizgisinin (/) peşinde koşmaktadır. Kalıntı müstehcendir çünkü tersine çevrilerek, kendi kendisiyle değiş tokuş edilebilmektedir. Tıpkı dişiyle-erkek, yaşamla-ölüm arasındaki farksızlık gibi müstehcen ve komik kalıntı da insanın katıla katıla gülmesine neden olmaktadır. Kalıntı bugün güçlü ve gözde bir terimdir. Çünkü günümüz dünyasının başka bir şekilde algılanmasına yol açmaktadır. Ayrımlayıcı bir karşıtlık üstüne oturan ve zayıf teriminin bir kalıntı işlevine sahip olduğu o mantık artık sona ermiştir. Bugün her şey tersine dönmüştür. Psikanaliz kalıntılarla ilgili (lapsus, düşler, vs.) ilk kuramlaştırma girişimidir. Bugün üretime bağlı bir ekonomi politikle değil, bir yeniden üretim, yeniden kazanmaya (ekoloji ve çevre kirliliği), kalıntıya bağlı bir ekonomi politikle yönetiliyoruz. Bugün normallik, anlamsız bir kalıntısı sayılan delilik üzerinden değerlendirilmektedir. Üzerinde konuşulmayan kadın sorunları, deli, marjinal, sanatta dışkı ve kalın- tı, vb. tüm alanlarda kalıntı, istisnasız ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Oysa bütün bunlar bir tür tersine çevrilmiş bir yapı, baskı altına alınmış olanın yüzeye çıkması, kalıntının bir aşırı anlamlılık ya da anlam fazlası şeklinde geriye dönmesi (fazlalık, biçimsel olarak kalıntıdan farklı bir şey değildir ve Bataille’daki fazlalığın yok ediliş biçimi, hesabını kitabını bilme ve “sıkıntısı- nı çekme” üzerine kurulmuş bir ekonomi politikteki kalıntıların emiliş biçiminden farklı değildir. Farklı olan felsefeleridir) yani kalıntılaşmış bir anlam üzerine oturtulan meydan okuma şeklinde de algılanabilir. Çizginin (/) öteki tarafına gizlenen enerjilerden yararlanan tüm “özgürleştirme” biçimlerinin sırrı bundan ibarettir. 

Oysa bizim karşı karşıya bulunduğumuz durum çok daha orijinaldir. Çünkü yalnızca basit bir tersine çevirme ve kalıntıların pazarlanması değil, her türlü yapı ve karşıtlığı yerinden oynatarak ortada bir kalıntı bile bırakmayan ve bunun sonucunda da her yeri kaplayan kalıntının, o ikiye bölücü çizgiden (/) yararlanıp kendi kendini yok ettiği bir evrende yaşıyoruz. Her şeyi alıp götürürseniz geride hiçbir şey kalmaz demek yerine, şeyleri sürekli olarak tersine çevirdiğinizde ve artık toplama çıkarma yapmanın bir anlamı kalmadığında geride hiçbir şey kalmaz demek daha doğru olacaktır. Doğum olayı, daha sonra simgesel düzeydeki bir öğretiyle yinelenmediği (kültürel doğuş) takdirde bir kalıntıya dönüşmektedir.  Bir yas ya da kolektif yas şöleniyle noktalanmayan ölüm bir kalıntıya dönüşmektedir. Mübadele düzeni tarafından emilip yok edilemeyen doğa bir kalıntıya dönüşmektedir. Bir cinsel ilişki üretiminden başka bir anlama sahip olamayan bir cinsellik kalıntıya dönüşmektedir. “Toplumsal İlişkiler” üretmekten öteye geçemeyen bir toplumsal kalıntıdan başka bir şey değildir.  Gerçeğin tamamı kalıntılaşmıştır ve kalıntılaşan her şey bir hayal olmanın ötesine geçemeyeceği için sonsuza dek yinelenecek hayallere dönüşmektedir. 
Her türlü birikim bir kalıntıdan başka bir şey değildir. Bu anlamda kalıntı birikimi bir ittifak düzeninin sona ererek yerini sınırsız bir biriktirmeyle bitip tükenmek bilmeyen hesap kitap, üretim, enerji ve değerin sonsuza doğru uzanan çizgiselliklerine bırakması demektir. Sınırlı bir zaman dilimi içinde yaşayabilenin gerçek olma şansı vardır, oysa bir sonsuzluk boyutuna sahip olan bir süreç içinde sonsuzluk çizgisinin altında yer alan her şey (bu zamanı stoklama biçimi de her stoklama biçimi gibi bir işbirliğinin sona ermiş olduğunu göstermektedir) bir kalıntıya dönüşmektedir. 

Kalıntı bir birikimin sonucudur. Baskı altında tutmaysa buna tamamıyla ters ve simetrik bir yerdedir. Duygu depomuzla baskı altında tutulan duyguların zihinsel düzeyde canlandırılmasını sağlayan stok yeni ittifak alanımızı oluşturmaktadır. Her şeyin baskı altında tutulduğu bir yerde aslında hiçbir şey baskı altında değildir. Stokların kendi kendine dağılarak, hayal stoklarının eriyip gideceği o salt baskı altına alma noktasına çok yaklaştık. Stoklama, enerji ve geriye kalan her şeyle ilgili düş gücümüzün kökeninde baskı altında tutma vardır. Baskı altında tutma tehlikeli bir tıkanma noktasına ulaşarak, (tersine çevrilip) belirginliğini yitirdiğinde enerjilerin özgürleştirilmesine, tüketilmesine, ekonomik bir şekilde kullanılarak üretilmesine gerek kalmayacaktır. Çünkü enerji kavramı kendiliğinden buharlaşarak yok olacaktır. Bugün kalıntı, geriye kalan enerjiler, kalıntıların muhafaza edilmesi ve yeniden işlenmesi insanlığın temel sorunu haline getirilmiştir. Enerji sorunu bu şekilde çözülemez. Özgürleştirilen ya da tüketilen her yeni enerji biçimi yeni bir artık bırakmak durumundadır. Her arzu ya da cinsel enerji, yeni bir baskı altına alma biçimi yaratacaktır. Bunda şaşıracak bir şey yoktur çünkü enerji kavramı ancak onu stoklayan, özgürleştiren, baskı altına alan ve “üreten” süreç, bir başka deyişle, kalıntı ve ikiziyle birlikte algılanabilmektedir. 

Enerji kavramını yok edebilmek için enerji tüketimini akıl almaz boyutlara ulaştırmak gerekmektedir. Enerji kavramını yok edebilmek için üzerindeki baskıyı en üst düzeye çıkartmak gerekmektedir. En son enerji katresi, en son ekolog tarafından tüketildikten; en son vahşi yerli, en son etnolog tarafından çözümlendikten; en son eşya geriye kalan en son “çalışma gücü” tarafından üretildikten; en son fantazm en son psikanalist tarafından çözümlendikten ve her şey “geriye kalacak en son enerji” tarafından özgürleştirilip tüketildikten sonra, işte o zaman, her şeyin bu muazzam enerji ve üretim sarmalıyla baskı altına alma ve bilinçaltı sarmalı sayesinde antropik ve felaketi andıran bir denklem içinde yer alabileceği ve bütün bunların kalıntıya özgü metafizik bir oyun olduğu ve bu oyunun kendini görünümler şeklinde sunacağı görülecektir. 

 

 

Baudrillard, Jean, and Oğuz Adanır. Simülakrlar ve Simülasyon. Dokuz Eylül Yayınları, 1998.

Simülasyon ve Kalıntı
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri