Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Kentliliğin Kuramlaştırılması

Kent Ekolojisi

Şehirler ve Kentsel Alanlar

 

Londra, New York ve Tokyo ile birlikte dünya ekonomisin yönetim merkezi olan ve etkisi Birleşik Krallığın ulusal sınırlarını aşan,“küresel şehir”- lerden sadece biridir (Sassen 2001). Bu küresel şehirler büyük, ulusaşırı şirketlerin karargahları olduğu kadar finans, teknoloji ve danışmanlık hizmetlerinin de yoğun olduğu yerlerdir. Birleşik Kırallığın başkentin­ de 3.4 milyon yerleşik işgücü vardır ve bu işgücü her gün banliyölerden çalışmak üzere şehre gelen çok sayıda insan tarafından da desteklenmektedir. Ayrıca, Londra'nın rakipsiz bir sanatsal ve kültürel mirası olması, şehrin canlı ve dinamik bir başkent olduğunun en büyük kanıtıdır. her yıl neredeyse 30 milyon turist tek gece ya da daha uzun süre kalmak için Londra'ya gelmek­tedir. Birleşik Krallığın başkenti aynı zamanda kendi aralarında üç yüzden fazla dili konuşan 7 milyon insanı da barındırmakta olup, bu sayı son yirmi yıldır her yıl 19.000 kişi artmaktadır. Londa'daki göç düzeyi, Birleşik Krallığın diğer yerlerine bakarak çoğunun yaşları yirmiyle kırk dört arasında değişen oldukça büyük bir genç nüfus yaratmıştır (ONS, Focus on London, 2003). Gençler Londra gibi şehirlere birçok sebeple -çalışma, eği­tim, kültür ya da belki şehrin dışındaki yaşamın getirdiği bölgecilikten ve miskinlikten kurtulmak için- taşınabilmektedir.

Yine de, şehirlerin sunduğu fırsat zenginliğine rağmen, birçok insan şehirleri yalnızlık dolu hasmane yerler olarak görmektedirler. Modern kent yaşamının ayrıksı özelliklerinden biri de yabancılar arasındaki etkileşimlerin frekansıdır. Aynı mahallede ya da apart­manda yaşayan birçok insan bile birbirini tanımaz. Eğer bir kasaba ya da şehirde yaşıyorsanız, herngün tanımadı­ğınız kaç kişiyle etkileşimde bulun­duğunuzu bir düşünün. Bu liste, otobüs sürücülerini, dükkanlarda çalışan insanları, diğer öğrencileri hatta sokakta yürürken göz göze geldiğiniz insanları da kapsayabilir. Sadece bu etken bile bugünkü modern şehir yaşamını, eski çağlardaki şehir ya da taşra yaşamından ayırmaya yeter.

 

Kentliliğin Kuramlaştırılması

 

İlk sosyologların birçoğu şehirlere ve kent yaşamına büyük bir ilgi duymaktaydı. Hatta klasik sosyolog Max Weber, bu konuda çağdaş kaptalizmi ortaçağın Batı şehirleriyle ilişkilendirebilecek koşulların izini sürdüğü Şehir (The City), (ölümünden sonra 1921 yılında yayınlanmıştır) adlı bir kitap dahi yazmıştır. Diğerleri ise, daha ziyade şehrin gelişiminin fiziksel çevreyi olduğu kadar toplumsal çevreyi nasıl değiştirdiğini soruşturmuşlardır. Georg Simmel ve Ferdinand Tönnies'in çalışmaları kent sosyolojisine ilk önemli katkıyı yapmıştır. Bu düşünürler kendilerinden sonraki kent sosyolog­larının düşüncelerini derinden etkile­mişlerdir. Sözgelimi Chicago Okulu'nun çok önemli bir üyesi olan ve fikirlerini aşağıda ele alacağımız Robert Park, yirminci yüzyılın başında Alman­ya'da Simmel'in gözetmenliği altında çalışmıştır.

 

Chicago Okulu

Başta Robert Park, Ernest Burgess ve Louis Wirth olmak üzere 1920'lerden 1940'lara kadar Chicago Üniversitesine bağlı olan bazı yazarlar, uzun yıllar boyunca kent sosyolojisi kuramlarının ve araştırmalarının temeli olagelmiş fikirler geliştirmişlerdir. Chicago Okulu tarafında ortaya atılan özellikle iki kavram incelenmeyi hak etmektedir. Bu kavramlardan biri, kentsel çözümlemelerde ekolojik yaklaşım kavramıdır; diğeriyse Wirth tarafında geliştirilen, bir yaşam biçimi olarak kendilik kavramıdır (Wirth 1938, Park 1952).

 

Kent Ekolojisi


Ekoloji, fizik biliminden ödünç alınmış bir terimdir; bitki ve hayvan­ların yaşadıkları çevreyle olan uyumları­nı inceler. Bu tanım, 'ekoloji' kavramı­nın genel çevre sorunları bağlamında taşıdığı anlamı verir. Doğada canlılar yaşadıkları çevreye dizgesel bir biçimde dağılmaya ve farklı türler arasında doğal bir denge kurmaya yatkındırlar. Chicago Okulu düşünürleri, büyük kentsel yerleşim yerlerinin ve farklı mahalle tiplerinin, bu yerleşim yerleri içindeki dağılımlarının benzer ilkelere göre ele alınabileceğine inanmaktay­dılar. Şehirler rastgele değil, çevrenin avantajlı özelliklerine gösterilen bir tepki olarak ortaya çıkar ve gelişirler. Sözgelimi, modern toplumlardaki kent­sel alanlar genellikle nehir kıyılarına, verimli ovalara ya da ticaret yollarının veya demiryollarını kesişme noktalarına kurulma eğilimindedirler.Park'ın kendi ifadesiyle “şehir bir kez kurulduğunda nüfusun bütünü içinden bireyleri tek tek seçen ve neredeyse hiç hata yapmadan onları en uygun oldukları bölgelere ya da muhitlere yerleştiren büyük bir düzenek gibi davranmaktadır” (1952 s.79). Şehirler, rekabet, istila ve yerini alma gibi -biyolojik ekolojide karşılıkları bulunan- süreçler yoluyla bir düzen kazanarak “doğal alan” haline gelmek­tedir. Eğer doğadaki bir gölün ekolojisini inceleyecek olursak, farklı balık türleri, böcekler ve diğer canlılar arasında istikrarlı bir denge durumuna ulaşmayı hedefleyen bir rekabetin yaşandığını görürüz. Bu denge yeni bir türün yaşam alanını “istila” etmesi -gölü kendi yuvası haline getirmeye çalışması- ile bozulur. Gölün ortasın­daki alanlarda üreyebilen kimi canlılar, gölün kıyı kesimlerine doğru çekilmek zorunda kalır ve burada soyları tehlikeye girebilir. İstilacı tür ise eskiden burada yaşamakta olan canlıların bu bölgedeki halefi haline gelir. Ekolojik görüşe göre şehre yerleşme, şehrin bir yerinden başka bir yerine taşınma ve şehir içindeki hareketlilik örüntüleri benzer biçimlere bürünmektedir. Şehrin sakinlerinin geçim savaşı verirken yaptıkları düzenlemeler farklı mahallelerin oluşmasını sağlar. Şehir, birbirinden ayrı olan ve karşıt toplumsal özelliklere sahip alanların bir haritası olarak görülebilir. Modern şehirlerin ilk gelişim evrelerinden, sanayiler ihtiyaç duyulan  hammaddelerin sağlanabile­ceği, ikmal hatlarına yakın olan uygun mevkilere toplanmaktaydılar. Nüfus ise bu işyerlerinin etrafında kümelenmekteydi; şehir sakinlerinin nüfusu arttıkça bu işyerleri de giderek daha fazla çeşitlilik kazanıyordu. Bu şekilde artan konfor, daha çekici bir unsur haline gelir ve elde edilmesi için daha büyük bir rekabetin ortaya çıkmasına neden olur. Arsaların değerleri ve emlak vergileri yükselir ve ailelerin barınma koşullarının kötü ama kiraların düşük olduğu varoşlar haricindeki merkez mahallelerde yaşamlarını sürdürmeleri zorlaşır. Şehir merkezi, daha varlıklı ve ayrıcalık şehir sakinlerinin çevre etrafında oluşmaya başlayan banliyölere taşınmaya başlamasıyla birlikte, iş ve eğlence sektörünün egemenliği altına girer. Bu süreç, yolcu taşımacılığı yapılan yolları takip eder, zira işe giderken yapılan yolculuğu olabildiğin­ce kısaltır; bu yollar arasında kalan bölgeler daha yavaş gelişir.

Şehirler, iç içe dilimlere bölünmüş eş merkezli halkalar olarak görülebilir­ler. Merkezde, şatafatlı büyük iş merkezleriyle yıkık dökük evlerin iç içe geçtiği şehir merkezi alanları bulunur. Bunların ötesinde eksiden beri meskun olan mahalleler ve kol gücü gerektiren işlerde istihdam edilmiş inşaat işçileri. Daha da dışarıda yüksek gelir grubuna mensup insanların yaşamaya eğilimli oldukları banliyöler bulunur. İstila ve yerini alma süreci eş merkezli bu halkanın dilimlerin içinde gerçekleşir. Böylece, merkezdeki ya da merkeze yakın alanlardaki binalar çürümeye başladığında etnik azınlıklar bu alanlara taşınabilirler. Taşındıkları bölgenin eski sakinleri ise bu durum karşısında şehrin başka mahallelerine ya da banliyölerine kaçarlar. Her ne kadar kent ekolojisi yakla­şımı bir dönem gözden düşmüşse de, daha sonraları, özellikle Amos Hawley (1950, 1968) gibi kimi yazarların çalış­malarıyla yeniden gözden geçirilmiş ve inceltilmiştir. Hawley, öncelleri gibi sınırlı sayıdaki kaynağın kullanımı konusunda yaşanan rekabet konusuna odaklanmak yerine, farklı şehir alan­larının karşılıklı bağımlılığı konusuna odaklanmıştır. "Farklılaşma -grupların ve mesleki rollerin özelleşmesi- insanların çevreye uyum sağlama yollarının başında gelir. Birçok kişinin bağımlı olduğu gruplar, genellikle yaşadıkları coğrafi konumun merkeziliğinde kendini gösteren baskın bir role sahip olacaktır. Sözgelimi, bankalar ya da sigorta şirketleri gibi toplumun büyük bir kısmı için yaşamsal öneme sahip olan hizmetleri sağlayan ve bu yüzden yerleşim yerlerinin merkezlerinde bulunan iş kolları bu duruma bir örnektir. Gelgelelim, Hawley kentsel alanlarda ortaya çıkan mıntıkaların yalnızca uzamsal ilişkilere göre değil, aynı zamanda zamansal ilişkilere göre de oluştuğuna dikkati çeker. Sözgelimi iş dünyasının baskınlığı yalnızca toprak kullanım örüntülerinde değil, aynı zamanda günlük yaşamdaki etkinlik­ lerin ritminde de açığa çıkar -bunun bir örneği, paydos vaktidir. Kişilerin günlük yaşamlarını zamana göre düzen­lenmesi, şehrin mahalleleri arasındaki sıradüzenini yansıtır.

 

Giddens, Anthony. Sociology. Macmillan, 2001.

 

Şehirler ve Kentsel Alanlar
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri