Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Biyomedikal Model

Sosyolojik Açıdan Sağlık

Sağlık Nedir? 

 

Sağlık, toplumsal ve kültürel bir kavramdır. Kültürler neyin sağlıklı, neyin normal olduğuna ilişkin kabulleri bakımından birbirinden ayrılırlar. Bütün kültürlerde fiziksel sağlık ve hastalık kavramları çoktandır bilinmekteyse de, bizim şu an “tıp” olarak adlandırdığımız etkinliklerin büyük kısmı, Batı toplumlarında son üç yüz yılda yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Modernlik öncesi toplumlarda ise hastalıklarla ve rahatsızlıklarla ilgilenen ana kurum aileydi. Bunun yanında, hastalıkları doğal ve büyülü ilaçların bir karışımını kullanarak tedavi etme konusunda uzmanlaşmış şifacılar da hep var olmuşlardır ve bu geleneksel tedavi biçimleri, Batılı olmayan kültürlerin çoğunda halen varlığını sürdürmektedir. 

Yaklaşık iki yüzyıldır tıbba egemen olan batılı tasarımlar ifadelerini biyomedikal sağlık modelinde bulmuşlardır. Bu sağlık ve hastalık anlayışı modern toplumların gelişimiyle birlikte olgunlaşmıştır. Aslında bu durum modern toplumların temel özelliklerinden biri olarak görülebilir. Zira biyomedikal sağlık modelinin ortaya çıkışı, aklın ve bilimin dünyaya ilişkin geleneksel ve dinsel açıklamalar karşısında kazandığı zaferle yakından bağlantılıdır.

Geleneksel toplumun üyelerinin, büyük ölçüde, kuşaktan kuşağa aktarılan kocakarı ilaçlarına, bakım yöntemlerine ve tedavi tekniklerine bel bağladıklarını gördük. Hastalıklar sıklıkla büyüsel ya da dinsel terimlerle ele alınıyor ve kötü ruhlara ya da işlenen "günah"lara yoruluyorlardı. Köylülerin ve sıradan kasabalıların sağlık sorunlarıyla ilgilenebilecek bugünkü devlet ve kamu sağlığı kurumları gibi harici makamlar yoktu. Sağlık kişisel bir meseleydi ve kamuyu ilgilendirmiyordu. 

Ne var ki, hızlı sanayileşme ve ulus devletlerinin yükselişi bu durumu değiştirdi. Sınırları tam olarak çizilmiş ulus devletlerinin ortaya çıkışıyla beraber yalnızca ülkenin sakinleri olmaktan çıkan ve merkezi bir yetkenin yönetimi altına giren yerli halka bakış da değişti. Ülkedeki insan nüfusu, ulusal erki ve serveti arttırmaya yarayan ve bu yüzden izlenip nizama sokulması gereken büyük bir kaynaktı. Devlet birdenbire yurttaşlarının sağlığına özel bir ilgi göstermeye başladı; zira yüksek bir ulusal üretim, bayındırlık, büyüme oranı ve savunma gücü, ülke nüfusunun esenliğine bağlıydı. Bu nedenle demografi -insan nüfusunun büyüklüğünü, bileşimini ve dinamiklerini inceleyen çalışmalar- büyük bir önem kazandı. Nüfus yoğunluğunda meydana gelen değişimlerin izlenebilmesi ve kayıt altına alınabilmesi için nüfus sayımı düşüncesi ortaya atıldı. Doğum ve ölüm oranları, ortalama evlilik ve çocuk sahibi olma yaşları, intihar oranları, ortalama yaşam süresi, beslenme alışkanlıkları, yaygın hastalıklar ve ölüm nedenleri, vb. gibi her türlü istatistik bilgi toplandı ve hesaplandı. 

Michel Foucault (1926-1984), bedenin devlet tarafından disiplin altına alınması ve düzenlenmesi olgusuna dikkati çekerek, modern tıbbın ortaya çıkışıyla ilgili düşüncelerimizin şekillenmesine önemli bir katkıda bulunmuştur (1973). Foucault'ya göre cinsellik ve cinsel davranış bu süreçte hep merkezi bir konumda yer almıştır. Cinsel ilişki hem nüfusu arttırmanın yolu hem de kamu sağlığına ve esenliğine yönelik bir tehditti. Üreme amaçlı olmayan cinsellik, bastırılması ve denetim altına alınması gereken bir şeydi. Cinselliğin devlet tarafından gözetim altına alınabilmesi kısmen evlilik, cinsel tutum, meşruluk ve gayrı meşruluk, doğum kotrol yöntemlerin ve kürtajın yaygınlığı gibi verilerin toplanmasıyla mümkün hale geldi. Bu gözetim, cinsel ahlak ve kabul edilebilir cinsel etkinliklerle ilgili güçlü toplumsal normların teşvik edilmesiyle el ele gidiyordu. Sözgelimi eşcinsellik, evlilik dışı cinsel ilişki gibi cinsel “sapkınlıklar” hemen damgalanıp kınanıyordu. Kamu sağlığı düşüncesi, halkı -yani “toplumsal bedeni”- “patolojilerden” arındırma çabasının bir sonucu olarak şekillenmiştir. Devlet halkın yaşam koşullarını iyileştirme konusunda sorumluluğu üzerine almaya başlamıştır. Halkı hastalıklardan koruyabilmek için halk sağlığı merkezleri ile su ve lağım şebekeleri kurulmuştur. Yollara kaldırımlar döşenmiş ve barınma sorunu üzerinde önemle durulmuştur. Gıda işleme tesislerine ve kesimhanelere kademeli olarak düzenlemeler getirilmiştir. Halk sağlığını tehdit etmediğinden emin olabilmek amacıyla cenaze işlemleri de izlemeye alınmıştır. Hapishaneler, akıl hastaneleri, darülacezeler, okullar ve hastaneler insanları gözetlemeyi, hizaya getirmeyi ve denetim altına almayı hedefleyen bir hareketin parçası olarak ortaya çıkmışlardır. 

 

Biyomedikal Model 

 

Tıpta yaşanan gelişmeler, yukarıda dile getirdiğimiz toplumsal değişimlerle iç içeydi. Bilimin tıbbi teşhis ve tedavi amaçlı kullanımı, modern sağlık dizgelerinin esas özelliğiydi. Hastalıklar, bedende saptanabilen hastanın şikayet ettiği “belirtilerin” aksine “göster geler” yoluyla, nesnel biçimde tanım lanmaya başlandı. Eğitimli “uzmanlar” tarafından yapılan resmi bakım, hem fiziksel hem de ruhsal hastalıkların tedavisi için kabul gören yöntem haline geldi. Tıp eşcinsellik ve suç işlemeden tutun da ruhsal hastalıklara kadar uzanan bir yelpazedeki “sapkın” davra nışların düzeltilmesinin aracı haline geldi. 

Biyomedikal sağlık modeli üç temel üzerine kurulmuştur. 

1. Hastalık bedende meydana gelen ve bedeni “normal” işleyişinden uzaklaştıran bir bozulmadır. 1800'lerin sonlarında geliştirilen mikrop kuramı, her hastalığın ardında saptanabilir bir fail bulunduğunu ileri sürmektedir. Bedeni sağlığına yeniden kavuşturabilmek için, hastalığın nedeni diğer etkenlerden yalıtılarak ele alınmalı ve tedavi edilmelidir. 


2. Zihin ve beden birbirinden ayrı olarak tedavi edilebilir. Hasta kavramı, bir bütün olarak bireyden ziyade, hasta bir bedene -bir patolojiye- işaret eder. Vurgu bireyin esenliğinden ziyade, hastalığın iyileştirilmesi üzerinedir. Biyomedikal model, hasta bedenin diğer etkenler bir yana bırakılıp yalıtılmak suretiyle araştırılabileceğini, üzerinde oynanabileceğini ve tedavi edilebileceğini savunur. Tıp uzmanları, hastanın muayenesinde ve tedavisinde tarafsız olabilmelerine olanak tanıyan bir “tıbbi bakışı” benimserler. Tedavi, klinik bir ifadeyle, hastanın resmi dosyasında bir araya getirilip derlenmiş verilerden hareketle tarafsız ve değerlerden arınmış biçimde yapılmalıdır. 

3. Yalnızca eğitimli tıp uzmanlan hastalıkları tedavi edebilirler. Hekimlik mesleği bir bütün olarak etik kurallara bağlıdır ve uzun süren yorucu bir eğitimi başarıyla tamamlayabilmiş güvenilir bireylerce yürütülür. Bu meslekte, kendi kendini yetiştirmiş şifacılara ya da “bilimsel olmayan” tıbbi uygulamalara yer yoktur. Hastane, ciddi hastalıkların tedavi edilebilmesi için uygun olan ortamı temsil eder; bu tedaviler genelde teknolojinin, ilaç tedavisinin ve ameliyatın birleşiminden oluşurlar.

 

Giddens, Anthony. Sociology. Macmillan, 2001.

Sağlık ve Hastalık Nedir?
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri