Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Mekanın Üretimi

Mekanın Üretimi

 

Kozmonotların başarılarından ve gezegenler arası füzelerden sonra, mekan tartışmasız bir "moda" halini almıştı: falancanın mekanı, filancanın mekanı; resim, heykel, hatta müzik mekanı. Fakat insanların ve kitlelerin büyük çoğunluğu bu kelimeden, yeni ve tekil yan anlamlarla yüklü (büyük harfle) Mekan'ı, yani Uzay'ı, sadece kozmik mesafeleri anlıyordu. Geleneksel olarak bakıldığında, terim matematikten, geometriden (Öklid) ve teoremlerinden, dolayısıyla bir soyutlamadan, içeriksiz bir içerikten başka bir şeyi pek çağrıştırmıyordu. Peki ya felsefede? Mekan çoğu zaman küçümseniyordu, diğer kategoriler arasında bir kategori olarak ele alınıyordu (Kantçılar bir "a priori” diyorlardı: Hissedilir olguları yerleştirmenin bir tarzı). Kimi zaman bütün yanılsama ve hatalar mekana yükleniyordu: "Kendi" içselliğini, arzu ve eylemini dışarıya doğru, dolayısıyla psikolojik yaşamı dışarıya ve (dille birlikte ve dil olarak -Bergson-) parçalayan ve parçalanan cansıza yönelten şey. Mekanla ilgilenen bilimlere gelince, mekanı bölüyorlar, coğrafi, sosyolojik, tarihsel gibi basitleştirilmiş yöntemsel postulatlara göre parçalara ayırıyorlardı. Hatta mekan, içerenin içeriğe ilgisiz kaldığı, ama mutlak, optik-geometrik, Öklidçi-Kartezyen-Newtoncu gibi ifade edilmemiş kimi ölçütlere göre tanımlanmış boş bir çevre olarak görülüyordu. "Mekanlar"ın varlığı kabul edildiğinde, bunlar, kapsamı doğru dürüst belirlenmeden kalan bir kavramın içinde bir araya getiriliyordu. Doğru dürüst sindirilmemiş olan görecelilik mefhumu, hepsi de geleneğe hasredilmiş kavram, temsil ve özellikle gündelik hayatın (üç-boyutluluk, mekan ile zaman, metre ile saat aynını, vb.) kıyısında oluşuyordu. 

Paradoksal bir şekilde, yani ifade edilmemiş, itiraf edilmemiş, açıklanmamış (şeytani) bir çelişkiyle birlikte, -mevcut toplumda ve üretim ilişkisinde- pratik, bu parçalı temsil ve bilgilerden başka yönde gidiyordu. Onlar (siyasetçiler mi? Hayır; daha ziyade önemli bir yetkiye ve otoriteye sahip olan işbirlikçileri ve teknokrat yardımcıları), onlar mekansal planlamayı icat etmişlerdi; özellikle de Fransa'da. "Olayların akışı"na bırakıldığında kötü bir görünüm edindiği (haklı gerekçelerle) görülen Fransa mekanını rasyonel olarak şekillendirmek, biçimlendirmek öneriliyordu: Bir yerde çölleşme, başka yerde aşırı kalabalıklaşma, vb. Özellikle Akdeniz'den başlayıp Rhone Vadisi, Saone ve Seine'den geçerek Kuzey Denizleri'ne dek uzanan "kendiliğinden" eksen zaten sorunsuz değildi. Paris'in etrafında ve bazı bölgelerde "dengeleyici metropoller"in inşası tasarlanıyordu. Güçlü ve merkezi bir örgütlenme olan "imar-iskan vekaleti", ne imkan yetersizliği çekmektedir ne de hırs: Uyumlu bir ulusal mekan üreterek, yalnızca kar arayışına itaat eden ''vahşi" şehirleşmeye biraz düzen vermek gerekiyordu.(Ne bilanço-madde planlamasıyla ne de sermaye kullanımını devletin kontrolüyle, yani mali açıdan planlamayla örtüşen) bu orijinal planlama teşebbüsünün günümüzde parçalandığının, neoliberalizm tarafından hiçe indirgendiğinin, o zamandan beri de bir daha belini doğrultamadığının herkes farkında. 

Mekan teorileri ile mekansal pratikler arasında kayda değer ama yine de pek az dikkat çekmiş bir çelişki buradan kaynaklanır. Kavramsal ya da yöntemsel önlem olmadan, kozmolojik olandan insani olana, makrodan mikroya, işlevlerden yapılara sıçrayan, mekan üzerine tartışmaları karmakarışık eden ideolojilerin örttüğü-boğduğu da denebilir- bir çelişki. Çok muğlak olan mekan ideolojisi, rasyonel bilgiyi, etkin ama otoriter planlamayı, önemsiz ve yaygın temsilleri çatışmıyordu. 

(Toplumsal) mekanla (toplumsal) zamanı az çok başkalaşmış "doğal" olgular olarak değil, basit "kültürel" olgular olarak da değil, ürünler olarak kabul eden kafa karışıklığından kurtulma çabası buradan kaynaklanır. Bu kafa karışıklığı, ürün teriminin kullanım ve anlamında bir değişime yol açar. Mekanın (ve zamanın) üretimi, mekanı ve zamanı, elden ya da makineden çıkma herhangi bir "nesne" ve "şey" olarak değil, fakat ikincil doğanın temel veçheleri olarak, toplumların "birinci doğa" üzerindeki, madde ve enerjiler türünden hissedilir veriler üzerindeki etkisinin sonucu olarak görüyordu. Ürün müdür bunlar? Özgül bir anlamda, evet; (üretilmiş ama "pay edilmiş" mekan ve zaman tam da "şeyler" ve nesneler gibi mübadele ediliyor, satılıyor, alınıyor olsa da) özellikle gündelik ve önemsiz anlamı içinde "ürünler''in, yani nesne, şey ve metaların sahip olmadıkları bir ("bütünsellik" değil ama) genellik niteliğiyle, evet. 

Bu arada, daha o dönemde (1970'lere doğru) kentleşme sorunlarının (başka yere bakmayı tercih eden çoğu insan açısından körleştirici) bir kesinlikle ortaya çıktığını vurgulamak gerekir. Resmi metinler yeni barbarlığı ne kurala bağlamaya ne de maskelemeye yetiyordu. Karların azamileştirilmesinden başka stratejisi olmayan, yaratıcı özgünlükten ya da rasyonaliteden yoksun, kütlesel ve "vahşi" kentleşme ve inşaatlar, her yanda saptanabilen ve gözlemlenebilen felaket etkilerini daha o dönemde "modemite" kisvesi altında doğuruyordu. 

Sitenin, Şehrin ve Kentin, düşüncenin, yaratıcılığın merkezleri, ayrıcalıklı yerleri, beşikleri olduğu tezi (Yunan-Latin tez; uygarlığımızın tezi!) yeni argümanlar olmadan nasıl savunulabilir? "Şehir-köy" ilişkisi, "aşın" yorumlarla birlikte ("dünya şehri"ne karşı "dünya köyü"), dünya çapında dönüşüyordu. Şehrin işgal ettiği, sahip çıktığı (ya da sahipsiz bıraktığı) mekan açık seçik tahayyül edilmeden Şehri (genelleşmiş dış ve iç patlamasını, modem Kenti) nasıl düşünebiliriz? Modern şehri ve kenti öncelikle ürün olarak düşünmeden, (kendi malzemelerini dönüştüren sanat yapıtının geniş ve güçlü anlamında) yapıt olarak düşünmek imkansızdır ve bu ürün, tanımlı bir üretim tarzı içindedir.Bu üretim tarzı, güçten düşerken, aşın sonuçlarını da gösterir ve kimi zaman, en azından, beklenti, gereklilik, çağrı şeklindeki "başka bir şey"i de algılamayı sağlar. Ekolojistler bu duruma önceden dikkat çekmişler ve kamuoyunu harekete geçirmişlerdi elbet: kirlenmiş toprak, çevre, hava ve su; Şehrin malzemesi, "hammadde"si olan ve hayasızca talan edilen doğa. Bu ekolojik eğilimde, mekan ile toplum arasındaki, teritoryal, kentsel, mimari olan arasındaki ilişkinin genel bir teorisi eksikti... 
Mekanın toplumsal ürün olarak kavranışı elbette kolay değildi; başka deyişle, kısmen yeni ve öngörülmemiş bir sorunsal içeriyordu. Herhangi bir "ürünü", şeyi ya da nesneyi değil, bir ilişkiler bütününü belirten bu kavram, üretim, ürün ve bunların ilişkileri mefhumlarının derinleştirilmesini gerektiriyordu. Hegel’in dediği gibi, bir kavram ancak belirttiği tehdit altında olduğunda, sonuna -dönüşüme- yaklaştığında ortaya çıkar. Mekan, pasif, boş bir şey olarak ya da “ürün” gibi, karşılıklı mübadelede bulunmaktan, tükenmekten ve yok olmaktan başka anlamı olmayan bir şey olarak düşünülmez. 

Bir ürün olan mekan, etki ya da tepki yoluyla bizzat üretime müdahale eder: Üretken emeğin örgütlenmesi, ulaşım, hammadde ve enerji akışı, ürün paylaşım ağları... Kendince üretken ve üretici olan mekan, üretim ilişkilerine ve (iyi kötü örgütlenmiş) üretici güçlere dahildir. Mekan kavramı tek başına bırakılamaz ve statik kalamaz; diyalektikleşir: Ürün-üretici olan mekan, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin dayanağıdır. Aynı zamanda, üretim aygıtının, genişletilmiş yeniden-üretimin, pratik anlamda "alanda" gerçekleştirdiği ilişkilerin yeniden-üretiminin 
içine de dahil değil midir?

Bu mefhum yeterince aydınlık değil midir? İfade edildiği andan itibaren birçok olguyu aydınlatmıyor mudur? Gerçeklik kazanamaz mı? Yani toplumsal üretim ve yeniden-üretim ilişkilerini, "alanda", dolayısıyla üretilmiş bir toplumsal mekanda gerçekleştiremez mi? Bu ilişkiler "havada", bilgi tarafından ve bilgi için yapılmış soyutlanmış olarak kalabilirler mi? Dahası, bu teorileştirme, (mevcut üretim tarzının sınırlı çerçevesi içinde kalan) projenin, yani mekansal planlama projesinin özgünlüğünü anlamayı sağlar. Bunu anlamak, ama aynı zamanda, başka talep ve projelere bağlı olarak dönüştürmek, tamamlamak; fakat bunları yaparken, niteliğini, özellikle de kentleşmeyi dert ediyor olmasını dikkate almak; dolayısıyla, yeniden ele almak gerekir. 

İkinci ve aynı ölçüde önemli güçlük: Katı Marksist gelenekte toplumsal mekan bir üstyapı olarak görülüyordu. Başka şeylerin yanı sıra, hem üretici güçlerin hem de yapıların, mülkiyet ilişkilerinin sonucu olarak kabul ediliyordu. Oysa mekan, üretici güçlere, iş bölümüne dahildir. Mülkiyetle ilişkisi olduğu açıktır. Mübadeleyle, kurumlarla, kültürle, bilgiyle ilişkilidir. Satılır, alınır; mübadele değeri ve kullanım değeri vardır. Dolayısıyla, klasik olarak birbirinden ayrılan ve hiyerarşileştirilmiş "düzeyler"in, "planlar"ın herhangi birinde yer almaz. Demek ki, (toplumsal) mekan kavramı ile mekanın kendisi, ''temel yapı-üstyapı" sınıflandırmasının dışında kalır. Zaman gibi mi? Belki. Dil gibi mi? Göreceğiz. Yine de Marksist analiz ve yönelimi terk etmemiz mi gerekiyor? Herkes buna davet ediyor, bu telkinde bulunuyordu. Üstelik yalnızca da mekan konusunda değil. Fakat, tersine, kaynaklara geri dönemez miyiz, yeni kavramlar getirerek, yaklaşım tarzlarını incelterek ve yenilemeye çalışarak analizi derinleştiremez miyiz? Bu eser buna çabalamaktadır. Mekanın  kah "düzey"lerin birinde kah ötekinde ortaya çıktığını, şekillendiğini, müdahale ettiğini varsayıyoruz. Kah emekte ve tahakküm  (mülkiyet) ilişkilerinde, kah üst yapıların (kurumlar) işleyişinde... Dolayısıyla, eşitsiz bir şekilde ama her yerde görülür. Mekanın üretimi üretim tarzında "hakim" olamaz, fakat pratiğin veçhelerini koordine ederek, özellikle bir "pratik" içinde birleştirerek bunları birbirine bağlar. 

Hepsi bu değil. Dahası var. (Toplumsal) mekan, üretim tarzına hem sonuç, hem de neden ve gerekçe olarak müdahale etse de, bu üretim tarzıyla birlikte değişir. Bunu anlamak kolaydır: "Toplumlarla" birlikte değişir (eğer böyle ifade etmeyi tercih edersek). Dolayısıyla, mekanın tarihi vardır. (Tıpkı zamanın, bedenlerin, cinselliğin, vb. tarihinin olması gibi.) Hala yazılmayı bekleyen bir tarihtir bu. 
Mekan kavramı zihinsel olanla kültürel olanı, toplumsalla tarihseli birbirine bağlar. Karmaşık bir süreç oluşturur: (yeni, meçhul mekanların, kıtaların ya da evrenin) keşfi; (her topluma özgü mekansal örgütlenmenin) üretimi; (yapıtların: manzaranın, anıtsallığı ve dekoruyla birlikte şehrin) yaratılması. Bu, evrimsel ve (doğuşla birlikte) genetik olarak işlese de bir mantığı vardır: aynı-zamanlılığın genel formudur bu mantık; çünkü her mekansal düzenleme, zekanın üst üste binmesine ve eşzamanlılığı üreten öğelerin maddi olarak bir araya gelişine dayanır. 

Bununla birlikte, olay karmaşıklaşır. (Söz konusu toplumun) üretim tarzı ile mekanı arasında, doğrudan, dolaysız ve dolaysızca kavranan, dolayısıyla şeffaf bir ilişki var mıdır? Hayır. Farklılıklar vardır: İdeolojiler araya girer, yanılsamalar müdahale eder. Bu eser, bunu aydınlatmaya başlamıştır. Örneğin, 13 . ve 14. yüzyıllarda Toskana'da perspektifin icadı. Yalnızca resimde (Siena Okulu) değil, öncelikle pratikte, üretimde. Kırsal yapı değişir: Feodal mülkten ortakçılığa geçilir; servilerle kaplı yollar, kişiyi ortakçılıkla işlenen çiftliklerden bulunmuş bir vekilharcın oturduğu efendinin konutuna götürür; çünkü mülk sahibi şehirde yaşamaktadır ve orada bankacılık, büyük tüccarlık yapmaktadır. Şehir, mimari sonuçlarıyla birlikte değişir; ön cephe, diziliş, ufuk.. Bu yeni mekan üretimi ve perspektif, ekonomik bir dönüşümden ayrılamaz: Üretim ve mübadelenin büyümesi, yeni bir sınıfın yükselişi, şehirlerin önemi, vb. Fakat fiilen geçmiş olan şeyde, nedensel bir zincirlenişin basitliği yoktur. Yeni mekan hükümdarlar tarafından ve onlar için mi tasarlanmış, yaratılmış ve üretilmiştir. Zengin tacirler için mi? Bir uzlaşma yoluyla mı, yoksa mevcut haliyle şehir tarafından mı? Birçok nokta karanlıkta kalır. Mekanın tarihi (tıpkı toplumsal zamanın tarihi gibi) bir türlü tamamlanmaz. 

Yine bu eserde sözü edilen ve yeterince aydınlatılmamış -daha şaşırtıcı- bir diğer örnek, Bauhaus ve Le Corbusier'dir. Bauhaus'lular, Gropius ve dostları, 1920-1930 arası Almanya'da birer devrimci ve Bolşevik olarak telakki edildiler ve zulüm görerek ABD'ye geçtiler. Orada modern denen mekanın, "ileri" kapitalizm mekanının pratisyenleri (mimarlar ve kentleşme uzmanları) ve hatta teorisyenleri oldular. Yapıtlan ve öğretileriyle, modern mekanın inşasına, "alanda" gerçekleşmesine katkıda bulundular. Bir de Le Corbuşler'nin trajik yazgısı ve başına gelen terslik var elbette! Le Corbusier'nin ardından, büyük toplu konutları ve "blokları", işçi sınıfının özgül yaşam alanı olarak kabul edenler için de talihsizlik! Onlar, modernite kisvesi altında kendi mekanını üreten ve böylece tamamlanan üretim tarzı kavramını ihmal ediyorlardı. "Modenite" mekanının belirgin özellikleri vardır: homojenlik - parçalılık - hiyerarşiklik. Bu mekan çeşitli nedenlerle homojenliğe yönelir: Elementlerin ve malzemenin imalatı; müdahillerin benzeşen gereklilikleri; yönetim ve denetim, gözetim ve iletişim yöntemleri. Plansız, projesiz homojenlik. Sahte "toplu" konutlar, ki aslında bunlar toplumsal izolasyondur. Çünkü (yine) paradoksal olarak, bu homojen olması için planlanan mekan parçalanır: paylara, parsellere ayrılır. Kırıntılara dönüşür. Bu da gettolar, yalıtılmış alanlar, mahalle grupları, etrafla ve çeşitli merkezlerle doğru düzgün birleşmemiş sözde-topluluklar üretir. Katı bir hiyerarşileşme söz konusudur: konut mekanları, ticari mekanlar, boş zaman mekanları, marjinaller için mekanlar, vb. Bu mekanın tuhaf bir mantığı hüküm sürer ve bu da, yanıltıcı bir şekilde, bilgisayarlaşmaya bağlanır ve homojenliğinin altında "gerçek" ilişki ve çatışmaları gizler. Ayrıca, bu yasa ya da kendi mantığıyla (homojenlik -parçalılık- hiyerarşiklik) birlikte bu mekan şeması, benzer etkilerle, bilgi ve kültürün içinde, bütün olarak toplumun içinde daha büyük bir kapsam edinmiş ve bir tür genellemeye erişmiş gözükmektedir. 

Dolayısıyla bu eser yalnızca içinde yaşadığımız mekanı ve doğuşunu nitelemeye değil, üretilen mekan dolayısıyla ve aracılığıyla, günümüz toplumunun doğuşunu da yeniden tarife çalışmaktadır. Takip edilen yönteme içkin olan bu niyeti özetleyelim: Toplumsal mekanın tarihi ve doğuşu içinde, şimdiki zamandan yola çıkıp doğuşuna doğru giderek, "geriye dönük" incelenişi; ardından da, imkanları ve geleceği öngörmeyi değilse de sezmeyi sağlayan güncele geri dönüş. Bu yaklaşım, yerel incelemelere, çeşitli ölçeklere yer bırakırken, bunları genel analizin, teorinin genelinin içine dahil eder. Mantıksal içerimler ve üst üste binmeler bu şekilde anlaşılır; ama bu kavrayışın çatışmaları, mücadeleleri, çelişkileri dışlamadığı (bilakis, içerdiği) bilinmektedir. Uyumlar, anlaşmalar ve ittifaklar da dışlanmamıştır. Yerel, bölgesel, ulusal ve dünya çapında olan iç içe girer ve üst üste binerken, mekana özgü olan ile güncel ya da potansiyel çelişkiler de burada varlık sürdürür, ortadan kaldırılmamıştır. İçerimler ve çelişkiler, mekanın ve diğer alanların içinde, günümüzde, bu kitabın yazıldığı dönemden daha fazla yer kaplamaktadır. İçerim ilişkileri, pazarlardaki ve silahlanmadaki, dolayısıyla mekandaki rakip stratejileri ortadan kaldırmaz. 

Toprakla, kentle ve mimariyle ilgili olanın da kendi aralarında, içerimler - çatışmalar şeklinde benzer ilişkileri vardır. Bu, ancak burada belli bir açıdan sergilenmiş ve ortaya konmuş, başka bir yerde ise açıklanmış (bkz. Logiqueformelle, /ogique dialectique, 3.baskı Messidor, 1981) olan "mantık -diyalektik", "yapı - konjonktür" ilişkileri anlaşılmışsa kavranabilir. Hem soyut hem de somut olan bu ilişkiler, bu "karmaşıklığı" başka yerde aramak için bir yana bırakan felsefi ve siyasi bir "kültür"ün içinde kavranır.  Toplumsal mekan üzerine araştırma, toptancılığa yöneltir. Tekrar edelim, belirgin ve belirli "alan" araştırmalarını dışlamamaktadır. Bununla birlikte, "noktasal" olanın -denetlenebilir, kimi zaman ölçülebilir olduğu için bu sıfatla değerlendirilenin- tehlikesi, içine dahil olanı ayırması, "eklemleneni" parçalamasıdır. Dolayısıyla parçalanmayı kabul eder ya da benimser. Bu da, mekan içindeki ağ, bağ ve ilişkileri, dolayısıyla üretimi ortadan kaldırarak toplumsal mekanı parçalayan, aşın yoğunlaşmama, merkezileşmeme pratiklerine yöneltir. Bu durum, birçok pedagojik, mantıki, siyasi sorunu es geçer...

Bitirmeden önce üzerinde durmamız gereken temel tez şudur. Üretim tarzı, bazı toplumsal ilişkilerle birlikte, kendi mekanını (ve zamanını) örgütler üretir. Üretim tarzı ancak bu şekilde gerçekleşir. Peki ya "sosyalizm" bir mekan yarattı mı? Yaratmadıysa, sosyalist üretim tarzı henüz somut olarak var olmadığındandır. Üretim tarzı bu ilişkileri alana yansıtır, bu ilişkiler üzerinde etkide bulunur. Toplumsal ilişkiler ile mekansal (ya da mekansal-zamansal) ilişkiler arasında, önceden benimsenmiş doğru bir denklik yoktur. Kapitalist üretim tarzının, günümüzde bütün gezegene yayılan kendi mekansal kapsamını, esin gücüyle ya da zekasıyla daha baştan "düzenlediğini" söyleyemeyiz! Öncelikle mevcut mekan kullanılır; örneğin su yolları (kanallar, ırmaklar, denizler), sonra kara yolları; ardından demir yolları inşa edilir, otobanlarla ve hava alanlarıyla devam edilir. Mekan içindeki hiçbir ulaşım aracı tamamen yok olmamıştır; ne yürümek, ne at, ne bisiklet… Yine de, 20. yüzyılda dünya ölçeğinde yeni bir mekan oluşmuştur; bu mekanın henüz sonuca ermemiş üretimi sürmektedir. Yeni üretim tarzı (yeni toplum) önceden var olan, önceden şekillenmiş mekanı sahiplenmekte, yani amaçlarına göre düzenlemektedir. Bu ağır dönüşümler, zaten sağlam bir mekana nüfuz ederlerken, kimi zaman da onu sertçe altüst ederler (20. yüzyılda köylerin ve kırsal ortamın durumu buna örnektir). Demiryollarının sanayi kapitalizminde, ulusal (ve uluslararası) mekanının örgütlenmesinde başat bir rol oynadığı kesindir. Fakat, aynı zamanda, kent ölçeğinde de tramvaylar, metrolar, otobüsler aynı işlevi görmüştür. Dünya çapında baktığımızda ise hava ulaşımları... Önceki örgütlenme parçalanmıştır ve üretim tarzı, sonuçları kendine dahil etmiştir. Onlarca yıldır kırlarımızda ve şehirlerimizde görülen bu ikili süreç, yakın dönem tekniklerinin yardımıyla birlikte, merkezlerden uzak perifelere doğru yayılmaktadır. Merkezileşmiş ve yoğunlaşmış mekanın örgütlenmesi hem siyasal iktidara hem de maddi üretime yarar, karları optimize eder.

Toplumsal sınıflar, işgal edilen mekanların hiyerarşisi içinde, buraya yatırım yapar ve burayı dönüştürür. Bununla birlikte, ulusalı ve yereli bütünleştirip parçalayan yeni bir mekan dünya ölçeğinde oluşma eğilimindedir. Çelişki dolu bu süreç, kapitalist üretim tarzı içinde gezegen çapında bir iş bölümü ile daha rasyonel bir başka dünya düzenine yönelik çaba arasındaki çatışmaya bağlıdır. Mekanın bu duhulü ve mekan içine bu duhul, tarihsel bakımdan, kurumsal olanın içine duhul yoluyla hegemonyanın fethi kadar önemlidir. Bu duhulün nihai olmasa da temel noktasını oluşturan mekanın askerileştirilmesi, bu eserde (haklı olarak) yer almasa da, hem gezegen çapında hem de kozmik ölçekte bu örneği tamamlamaktadır. Bu tez, hem homojen hem parçalı (tıpkı zaman gibi!) mekan tezi gibi, on yıldır birçok itiraza yol açmıştır. Bir mekan bütünlük kurallarına tabi toplumsal bir "nesne" oluştururken nasıl olur da un ufak olabilir? 

Yakın dönemde ortaya çıkmış ünlü fraktal nesne (B. Mandelbrot) teorisinin, burada ileri sürülen parçalı mekan teziyle alakası olmadığını ileri sürneye gerek yoktur. Bununla birlikte, hem teorilerin kısmen eşzamanlılığını belirtebiliriz, hem de fizik-matematik teorisinin sosyo-ekonomik teoriyi daha erişilir ve kabul edilebilir kıldığını. Fizik-matematik mekan, boşluklar ve doluluklar, girintiler ve çıkıntılar içerir; parçalanmanın "etkisi altında" olsa da tutarlılığını korur. Demek ki bu teorik teşebbüsler arasında benzerlik vardır (bkz. La Recherche, 1985 Kasım sayısı, s. 1313 ve devamı. Keza Paul Virilio’nun L’espace eclate adlı eseri).

Geriye kalan şey, bu parçalı mekan ile parçalanmayla mücadele eden ve rasyonel bir birlik değilse de en azından homojenlik oluşturan çok sayıda ağ arasındaki ilişkiyi aydınlatmaktır. Hiyerarşileşme aracılığıyla ve hiyerarşileşmeye karşı, şurada veya burada, mimari bakımdan ya da kentsel olarak mevcut üretim tarzından çıkan, çelişkilerini bir peçeyle örten değil de onları açığa çıkararak bu çelişkilerden doğan "bir şey" görebilir miyiz?


Bir özeleştiri yapalım: Banliyölerin, gettoların, tecrit mekanlarının, sahte "toplu" konutların üretiminin doğrudan, keskin, hatta yergili tarifi bu kitapta eksiktir. Yeni bir mekan projesi belirsiz kalmaktadır. Bu taslak metne bugün birçok özellik eklenebilir. Mekan kullanımında mimarinin rolü her zaman açık seçik görülmemektedir. Bununla birlikte bu kitabın birçok merkezi vardır ve günümüzde bu eseri (bilgi edinmek amacıyla) yararlı bir şekilde kullanan bir yöntem vasıtasıyla yeniden okumak mümkündür.

 
-Birinci zaman ya da moment: Elementler ve bunları tek başına bırakan analiz, üretimin "aktörleri", elde edilen karlar, vb. 


-ikinci zaman: Aydınlatılmış paradigmatik karşıtlıklar; kamusal ve özel - mübadele ve kullanım - devlete özgü olan ile özel olan - cephesel ve kendiliğinden - mekan ve zaman... 


-Üçüncü zaman: Bu statik tablonun diyalektikleştirilmesi; güç, ittifak ilişkileri - çatışmalar, toplumsal ritimler ve bu mekanın içinde ve bu mekan tarafından üretilen zamanlar... 

Bu okuma, bu çalışmayı ü-topya (sözel boşluk içinde kurgusal yapım) ve de a-topya (sadece toplumsal boşluk bırakmak için somut mekanın ortadan kaldırılması) olduğu kınamasından sakınmalıdır. 

 


Lefebvre, Henri. Mekanın Üretimi. Sel Yayıncılık, 2014.

Mekanın Üretimi
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri