Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Max Weber: Protestan Ahlâkı

Max Weber Kimdir? 

 

Marx gibi Max Weber'e de (864- 1920) yalnızca bir sosyolog denemez; Weber'in ilgi ve çalışma alanları, birçok konuyu kapsamaktaydı. Akademik yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Almanya'da doğan Weber, öğrenme merakı yüksek olan bir kişiydi. Yazıları, ekonomi, hukuk, felsefe, karşılaştırmalı tarih ve sosyoloji konularını içermek­tedir. Çalışmalarının büyük bölümü de, modern kapitalizmin gelişmesiyle ve modern toplumun daha önceki top­lumsal örgütlenme biçimlerinden hangi bakımlardan farklı olduğu ile ilgilen­mektedir. Bir dizi deneysel çalışmayla, Weber modern sanayi toplumlarının temel niteliklerinden bir bölümünü ortaya koymuş ve bugünün sosyologları için de merkezi olmayı sürdüren temel sosyolojik tartışmaları belirlemiştir. Zamanının diğer düşünürleri gibi Weber de toplumsal değişmenin doğasını ve nedenlerini anlamaya çalışmıştır. Marx'tan etkilenmişti, ancak aynı zamanda Marx'ın kimi önemli görüşlerini de güçlü bir biçimde eleştirmekteydi. Tarihin materyalist yorumunu reddetmiş ve sınıf savaşını Marx'ın düşündüğünden daha az önemli diye görmüştü. Weber'e göre, ekonomik etkenler önemlidir, ne ki düşünce ve inançlar da toplumsal değişme üzerinde aynı derecede etkilidirler. Weber'in övülen ve çokça tartışılan yapıtı, The Protestant Ethic and the Spirit of Capitalism, 1976 (Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu) dinsel değerlerin özellikle Püritenliğe dayananlar kapitalist bir bakış açısının yaratılmasında temel öneme sahipti. Sosyolojinin ilk evrelerindeki öteki düşünürlerin tersine Weber, sosyoloji­nin yapılar üzerinde değil, toplumsal eylemler üzerinde yoğunlaşması gerek­tiğine inanıyordu. İnsan güdülenmesi ve düşüncelerinin değişmenin ardındaki güç olduğunu ileri sürmüştür.

Weber'in sosyolojik bakış açısının önemli bir bileşeni, ideal tip düşün­cesiydi. İdeal tipler, dünyayı anlamak için kullanılabilen kavramsal ya da anali­tik modellerdir. Gerçek bir dünyada, ideal tipler ender olarak varolurlar; eğer varolurlarsa bunların ancak belirli yönleri varolmaktadır. Bununla birlikte, bu varsayımsal kurmacalar, gerçek dünyadaki herhangi bir durumun bir ideal tiple kıyaslanarak anlaşılabilmesi yüzünden son derece yararlıdır. Bu yolla, ideal tipler, sabit referans nokta­ları hizmeti görürler. 'İdeal' tip terimiyle Weber'in kavramın kusursuz ya da erişilmek istenen bir hedef olduğunu kastetmediğine değinmek önemlidir. Bunun yerine, Weber bununla, belirli bir görüngünün 'saf bir biçimini kastetmektedir. Weber ideal tipleri, bürokrasi biçimleri ve piyasa ile ilgili yazılarında kullanmıştır.

 

Max Weber: Protestan Ahlâkı

 

Protestan Ahlâkı’ nda Weber, temel bir sorunla uğraşmaya koyuldu: Niçin kapitalizm Batı'da geliştiği halde başka bir yerde gelişmedi? Antik Roma'nın düşüşünden sonra geçen yaklaşık on üç yüzyıl boyunca dünya tarihinde öteki uygarlıklar Batı uygarlığından daha öne çıkmışlardı. Aslında, Çin, Hindistan ve Yakın Doğu'da Osmanlı imparatorluğu büyük güçler iken Avrupa, kürenin oldukça önemsiz bir alanıydı. Bilhassa Çinliler teknolojik ve ekonomik gelişme düzeyi bakımından Batı'nın bir hayli ilerisindeydiler. Onyedinci yüzyıldan sonra Avrupa'da ekonomik ilerleme dalgasını meydana getirecek ne oldu? Bu soruyu cevaplamak için Weber, modern sanayii daha önceki ekonomik faaliyetlerden ayıran şeyin ne olduğunu göstermemiz gerektiğini düşündü. Servet biriktirme arzusuna birçok medeniyette karşılaşırız ve bunu açıklamak zor değildir: sağlayabileceği rahatlık, emniyet, güç ve keyiften ötürü insanlar servete değer vermişlerdir, insanlar, muhtaç olmamayı diler ve biriktirmiş oldukları serveti kendilerini rahat ettirmek için kullanırlar. 

Weber, Batı’daki ekonomik geliş­meye baktığımızda oldukça farklı bir şeyle karşılaşacağımızı söyledi: servet biriktirmeye karşı tarihte başka hiçbir yerde bulunmayan bir tutum. Bu tutum Weber'in “kapitalizmin ruhu” dediği şeydir -ilk kez kapitalist tüccar ve sanayicilerin sahip oldukları bir dizi inanç ve değerler. Bu insanların güçlü bir servet biriktirme arzuları vardı. Fakat, başka yerlerdeki servet sahip­lerinin aksine, onlar, biriktirdikleri zenginliklerle rahat bir hayat sürme çabası göstermediler. Aslında, onların hayat tarzı nefsinden feragat eden ve tutumlu bir hayattı; zenginliğin sıradan tezahürlerinden sakınan gösterişsiz ve sessiz bir hayat yaşamaktaydılar. Weber, özelliklerin bu olağan dışı birleşiminin Batı’nın ilk dönem iktisadi gelişimi için yaşamsal önem taşıdığını göstermeye çalıştı. Zira, önceki çağlar ve kültürlerdeki varlıklıların aksine, bu gruplar kendi servetlerini har vurup harman savurmadılar. Bunun yerine, biriktir­dikleri serveti başkanlığını yaptıkları işletmelerin gelişimini daha da ilerletmek için kullandılar. Weber'in kuramının özü, kapitaliz­min ruhundaki tutumların dinden devşirildiğidir. Böyle bir görüşün gelişmesinde Hıristiyanlığın genelde kısmi bir rolü oldu, güdülenmenin esas gücü Protestanlık tarafından sağlandı -özellikle Protestanlığın bir çeşidi olan Püritenizm. İlk kapitalistlerin çoğu Püritendiler ve birçoğu Kalvinci görüşleri benimsemişlerdi. Weber, birtakım Kalvinci düsturların kapitalist ruhun doğrudan kaynağı olduklarını öne sürdü. Bu düsturlardan birisi insanın, Tanrı'nın yeryüzündeki vasıtası olduğu ve insanın ehli hikmet olarak bir memuriyette -Tanrı'ya daha büyük hamd-ü sena olması için bir meslekte- çalışmasının Kadiri Mutlak tarafından gerekli görüldüğü fikriydi. Kalvinciliğin ikinci önemli bir yönü mukadderat fikriydi. Buna göre, sadece kaderleri öyle takdir edilmiş belli insanlar “seçilmişler” -yani ahirette cennete girecekler arasındaydı. Kalvin'in öğretisinin özgün biçiminde ifade edildiği haliyle, bir insanın dünyada yapacağı hiçbir şey onun seçilmişlerden biri olup olmamasını değiştiremezdi; bu Tanrı tarafından önceden takdir ve tayin edilmişti. Ancak, bu inanç Kalvin' in izleyicileri arasında öylesine bir bunalıma sebep oldu ki, inananların, seçilmişliğin alameti sayılabilecek bazı işaretleri tanımalarına imkan sağlaması için daha sonra biraz değiştirildi.


Weber'in kuramı, sosyolojide kuramsal düşünmenin birçok önemli ölçütünü karşılamaktadır.

1. Kuram, karşı -sezgicidir- sağdu­yunun iddiasını iflas ettirecek bir yorum önermektedir. Böylece kuram, kapsadığı meselelere taze bir bakış açısı geliştirmektedir. Weber'den önceki yazarların çoğu dinsel fikirlerin kapitalizmin köke­ninde esaslı bir rol oynayabileceğini çok az düşünmüşlerdir.


2. Kuram, aksi halde bir bulmacaya dönen bir şeyden bir anlam çıkarmaktadır: Servet biriktirmek için büyük bir çaba gösterirken bireyler niçin tutumlu yaşamayı istesinler?

 

3. Kuram, kendilerini anlamak için geliştirilmiş olduğu durumların ötesine giden durumları açıklama kabiliyetindedir. Weber, sadece çağdaş kapitalizmin kökenlerini anlamaya çalıştığını vurguladı. Bununla birlikte, Püritenizmin aşıladıklarına paralel değerlerin diğer başarılı kapitalist gelişme durumlarında da söz konusu olabi­leceği varsayılabilir.

 

4. İyi bir kuram sırf geçerli olan değil, aksine yeni fikirler doğurma ve daha ileri araştırma yapma ihtiyacını uyarma bakımlarından da verimli olandır. Daha sonraki çok büyük sayıdaki araştırma ve kuramsal çözümleme için bir başlama noktası oluşturmak suretiyle Weber'in kuramı bu bakımlardan da kesin olarak hayli başarılı olmuştur.

 

Giddens, Anthony. Sociology. Macmillan, 2001.

Max Weber Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri