Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Benlik Sunumları IV


Farklı durum tanımları arasında açık bir çatışmadan kaçınma konusunda da gerçek bir mutabakat söz konusudur. Bu anlaşma düzeyinden "geçerli mutabakat" olarak söz edeceğim. Bu arada belli bir etkileşim ortamında sağlanan geçerli mutabakatın, başka tür bir ortamda sağ lanan bir geçici mutabakattan içerik olarak çok farklı olduğunu da belirtmeliyim. Örneğin, yemekte iki arkadaş arasında karşılıklı bir sevgi, saygı ve ilgi gösterisi söz konusu olur. Öte yandan, hizmet sektöründeyse, uzman genelde müşterisinin sorunlarına yönelik tarafsız bir ilgi sergilerken, müşteri uzmanın beceri ve dürüstlüğüne yönelik bir saygı gösterisiyle karşılık verir. Ancak içerik konusundaki bu tür farklılıklara rağmen bu geçerli mutabakatların genel biçimi hep aynıdır. 
 

Katılımcının diğer mevcut kişilerce yapılan tanım ile ilgili iddiaları kabul etme eğilimini ele alırken, kişinin başlangıçta diğer katılımcılar hakkında sahip olduğu ya da edindiği bilginin ne denli önemli olduğunun da altım çizmemiz gerekir, çünkü kişi işte bu bilgiyi temel alarak durumu tanımlamaya ve tepkisel davranış biçimleri inşa etmeye başlayacaktır. Bireyin işin başında çizdiği görüntü, onun, olduğunu iddia ettiği şeye bağlı kalmasını ve diğer bütün rolleri bir kenara bırakmasını gerektirir. Katılımcılar arasındaki etkileşim süresince doğal olarak bu ilk bilgi durumu eklemelere ve değişikliklere maruz kalacaktır, ama sonraki gelişmelerin katılımcıların başlangıç konumlan ile çelişmeden gerçekleşmesi ve hatta o konumlardan hareketle gelişmesi yaşamsal öneme sahiptir. Bir kimsenin ortamdaki diğer insanlardan ne tür bir tavır talep edebileceği ve onlara karşı nasıl bir tavır sergileyebileceği konusunda etkileşimin başında bir seçim yapması, söz konusu etkileşim başladıktan sonra tavırların yönünü değiştirmekten daha kolaymış gibi görünüyor. 
 

 

Elbette günlük yaşamda ilk izlenimlerin önemli olduğuna dair açık bir anlayış vardır. Dolayısıyla, hizmet sektöründe çalışanların işlerine uyum sağlamaları genellikle hizmet ilişkisinde inisiyatifi ele geçirme ve elinde tutabilme becerisine (ki bu beceri hizmet eden kişi müşterisinden sosyoekonomik açıdan daha aşağı bir konumda bulunduğunda ustaca bir girişkenlik gerektirir) bağlıdır. W. F. Whyte buna bir örnek olarak garson kızları gösteriyor: 


"Dikkati çeken ilk nokta iş stresi altında dik durmayı beceren garsonun öyle yalnızca müşterilerin dediklerini yapmadığıdır. Böyle bir garson müşterilerin davranışlarını idare etme konusunda da beceri gösterir. Müşteriyle ilişkiyi ele aldığımızda ilk sorulması gereken soru, "İlk hamleyi garson mu yapıyor yoksa müşteri mi?" olmalıdır. Becerikli garsonlar bu sorunun önemini fark eder. Becerikli garson müşteriyle özgüvenle ve duraksamadan ilgilenir. Örneğin, diyelim ki yeni bir müşterinin kirli tabaklan kaldıramadan ve örtüyü değiştiremeden hemen oturmuş olduğunu gördü. Müşteri kollarını masaya dayamış menüyü inceliyordun Garson hoş geldiniz dedikten sonra, "Örtüyü değiştirebilir miyim izninizle?" der ve cevabını beklemeden menüyü müşterinin elinden alır ki müşteri masadan kollarını çeksin, böylece işini yapmaya koyulur. İlişki nazikçe ama katı bir biçimde idare edilir ve dizginlerin kimin elinde olduğuna dair hiçbir kuşku bırakılmaz."


"İlk izlenimler" tarafından tetiklenen etkileşim aynı katılımcıları içeren uzun bir etkileşimler dizisinin yalnızca ilk halkası olduğunda, "doğru başlangıç yapmaktan" söz ederiz ve bunun çok önemli olduğunu hissederiz. Örneğin, kimi öğretmenlerin şöyle bir bakış açısına sahip olduklarını öğreniyoruz: 
 

"Üstünlüğü ele geçirmelerine asla izin veremezsin, yoksa işin biter. O yüzden baştan sert davranıyorum. Yeni bir sınıfın ilk gününde, kimin patron olduğunu anlamalarını sağlıyorum.... Baştan sert davranmalısın, daha sonra zamanla yumuşayabilirsin. Ama yumuşak başlarsan, daha sonra sert davranmaya kalktığında sana sadece gülerler."
 

 

Benzer şekilde, bir akıl hastanesinde çalışan hasta bakıcılar da yeni gelen bir hastaya ilk gün kesin biçimde haddi bildirilirse ve kimin patron olduğu gösterilirse, ileride doğabilecek pek çok zorluğun önleneceğini düşünüyorlardı. Kişinin başkalarının bulunduğu bir ortama girdiğinde esas olarak bir durum tanımı yansıttığını kabul edecek olursak, etkileşim sırasında bu yansıtma ile çelişecek, yansıtmanın güvenilirliğini zedeleyecek ya da bir şekilde zan altına sokacak olaylar olabileceğini varsayabiliriz. Bu zararlı olaylar meydana geldiğinde, etkileşimin kendisi akıl karıştırıcı ve utandırıcı bir şekilde kesilebilir. Katılımcıların tepkilerinin dayandığı varsayımlardan bir kısmı işe yaramaz hale gelir ve katılımcılar kendilerini durumun yanlış tanımlandığı veya artık tanımsız olduğu bir etkileşimde saplanıp kalmış olarak bulabilirler. Böyle anlarda kendini sunuş şekli yara alan katılımcı utanç duyarken diğerleri düşmanca bir tutum takınabilir ve tüm katılımcılar kendilerini rahatsız, eli ayağına dolaşmış, kontrolünü kaybetmiş bir şekilde, yüz yüze etkileşim dediğimiz minyatür toplumsal sistem çöktüğünde ortaya çıkan anomi içinde bulabilirler. 
 

 

Bir kimse tarafından yansıtılan ilk durum tanımının, ardından gelen iş birlikçi etkinlik için bir plan içerdiği gerçeğinin yani eyleme dayalı bu bakış açısının altını çizerken, yansıtılan herhangi bir durum tanımının aynı zamanda kendine özgü ahlaki bir karakteri de olduğu yönündeki önemli gerçeği gözardı etmemeliyiz. İşte bizim bu yazıda esas olarak üzerinde duracağımız nokta yansıtılanların ahlaki karakteri olacak. Toplum belli toplumsal özelliklere sahip herhangi bir bireyin diğer insanların kendisine belli bir şekilde değer vermelerini ve davranmalarını beklemesinin o kişinin ahlaki hakkı olduğu ilkesi üzerine kuruludur. Bununla bağlantılı ikinci bir ilke ise gizlice veya açıkça belli toplumsal özellikler taşıdığını belirten bir bireyin gerçekte de iddia ettiği gibi olması gerektiğidir. 

 

Sonuçta, bir kimse bir durum tanımı yansıttığında ve dolayısıyla gizli ya da açıkça belli bir tür insan olduğu yönünde bir iddiada bu unduğunda, diğer insanlardan ona, kendi gibi kişilerin hak ettiği şekilde değer vermelerini ve davranmalarını isteyerek ahlaki bir talepte bulunmuş olur. Aynı zamanda üstü örtülü şekilde, olduğunu söylediği o belli tür dışında tüm kişilik türlerinden feragat eder ve böylece o türden kişilere uygun muamele görme hakkından da vazgeçmiş olur. Çevredekiler de bunun üzerine bireyin kendilerini "olan" konusunda ve neyi "olan" olarak görmeleri gerektiği konusunda bilgilendirdiğini anlarlar. 

 

Goffman, Erving, and Barış Cezar. Günlük yaşamda benliğin sunumu. Metis, 2009.

 

"Benlik Sunumları V" Adlı Makaleye Devam Etmek İstiyorsanız Buraya Tıklayın.

Benlik Sunumları IV
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri