Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Benliğin Sunumları II

 

Şimdi gözlemcilerin bakış açısından onların karşısında sahnede bulunan kişinin bakış açısına dönelim. Görenlerin kendisi hakkında olumlu düşüncelere sahip olmalarını, kendisinin onlar hakkında olumlu düşünceler taşıdığını düşünmelerini, gerçekte onlar hakkında ne tür düşüncelere sahip olduğunun anlaşılmasını ya da net herhangi bir izlenim edinmemelerini isteyebilir. Etkileşimin devam ettirilebilmesi için yeterli uyumu sağlamak, aldatmak, başından savmak, akıl karıştırmak, yanlış yönlendirmek, karşısına almak veya hakaret etmek isteyebilir. Kişinin aklındaki amaç ya da bu amaca sahip olma sebebi ne olursa olsun, diğer insanların kendisine tepkilerini, özellikle de kendisine nasıl davranacaklarının denetimini elinde tutmak kendi çıkarına olacaktır. Bu denetim büyük ölçüde eldeki duruma ilişkin diğer insanların oluşturdukları tanımı etkilemekle sağlanır.

 

Bu etkileme ise diğer insanları gönüllü olarak kişinin kendi planlarına uygun davranmaya yönlendiren bir izlenim yaratacak bir ifade tarzıyla gerçekleşir. Böylece, başkalarının bulunduğu ortama giren bir kimsenin seyircilerde kendi çıkarma bir izlenim bırakacak davranışlarda bulunmak için sebepleri olacaktır. Yatakhane arkadaşları bir kızın popülerlik seviyesi hakkında ipuçlarını ona gelen telefonlardan elde ettiğinden, kimi kızların kendilerini arayacak birilerini ayarlayacaklarını tahmin edebilir ve Willard Waller'ın bulgularını öngörebiliriz: 

 

"Yatakhanede kalırken telefona çağrılan bir kızın diğer kızların kendisinin çağrıldığını duymasına yeterli fırsat sağlamak için telefona gitmeden önce bu çağrının birkaç kere daha tekrarlanmasını beklediği pek çok gözlemci tarafından ifade edilmiştir."

 

Bu çalışmada iki iletişim türünden (verilen izlenimler ve yayılan izlenimler) sözsüz, daha dramatik ve bağlamsal olan; iletişim ister kasıtlı olarak sağlansın ister kasıtsız yine de amaçlanmamış olduğu varsayılan ikinci tür üzerinde daha çok duracağız. İncelediğimiz konuya bir örnek olması açısından, İspanya'da tatilde olan Preedy adlı bir İngiliz'in plajda ilk kez boy gösterdiği ânı anlatan edebi bir alıntı yapmak istiyorum: 

 

"Fakat yine de kimsenin gözünün içine bakmamaya özen gösterdi. İlk olarak, tatildeki potansiyel arkadaşlarına kendisini hiç ilgilendirmediklerini açık olarak göstermek zorundaydı. Bakışları onların içinden geçiyor, etrafından dolanıyor, üstünden atlıyordu; gözleri boşluğa dikilmişti. Sanki plaj boşmuş gibi davranıyordu. Kazara yakınlarına bir top düştüğünde, önce şaşırmış görünüyordu; daha sonra hoşuna gitmişçesine bir gülümsemenin yüzünü aydınlatmasına izin veriyordu (Nazik Preedy), şaşkın şaşkın etrafına bakınıp plajda insanlar olduğunu fark ediyordu, topu geri gönderirken yüzünde insanlara değil de kendisine yönelik hafif bir gülümseme beliriyordu. Daha sonra da umursamazca boşluğu incelemeye devam ediyordu. 

Ama ufak bir gösteri sergilemenin zamanı gelmişti: İdeal Preedy gösterisi. Dâhiyane tutuş şekilleriyle isteyenlere okuduğu kitabın adım görme fırsatı veriyordu: Homeros'un İspanyolca bir tercümesiydi bu yani klasik ama fazla iddialı değil, üstelik de kozmopolit. Daha sonra plaj örtüsüyle çantasını kum girmeyecek düzenli bir şekilde toparladı (Metodik ve Mantıklı Preedy), yavaşça ayağa kalkarak koca vücuduyla gerindi (Koca Kedi Preedy) ve sandaletlerini bir kenara fırlattı (ne de olsa Tasasız Preedy' ydi o). 

Preedy'nin denizle evliliği! Farklı ritüeller mevcuttu. İlkinde yürüyüş koşuya dönüşüyor, ardından suya dalış ve güçlü kulaçlarla ufka doğru kusursuz bir kral geliyordu. Ama tabii ki gerçekte ufka doğru değildi. Aniden sırtüstü dönerek bacaklarıyla bembeyaz köpükler saçmaya başlıyor, böylece bir şekilde istese daha da uzağa yüzebileceğini göstermiş oluyor ve sonra da suyun içinde dik durarak herkesin yüzenin kim olduğunu görmesini sağlıyordu. 

Alternatif yol daha basitti. Soğuk suyun şokunu çekmeye gerek bırakmadığı gibi fazla heyecanlı görünme riskini de ortadan kaldırıyordu. Bunun püf noktası, denizlere, Akdeniz'e ve bu plajın kendisine son derece alışık olduğundan denizin içinde ya da dışında olmak pek fark etmezmişçesine davranmaktı. Bunu yaparken de deniz kıyısında ayak parmaklarının ıslandığını fark bile etmeden (kara ya da deniz onun için fark etmez ki) yavaşça, gözleri göklerde başka kimsenin göremediği hava hareketlerini inceler vaziyette yürüyordu (Yerli Balıkçı Preedy)."

 

Burada yazar, Preedy'nin kendi hareketlerinin çevresindekilere verdiğini sandığı izlenimlerle aşın derecede meşgul olduğunu görmemizi sağlamaya çalışıyor. Preedy'nin sırf belli bir izlenim vermek için böyle eylemlerde bulunduğunu, bunun sahte bir izlenim olduğunu ve seyircilerin ya herhangi bir izlenim edinmediklerini ya da, daha kötüsü, Preedy'nin özellikle onlara bu izlenimi vermek için çabaladığı izlenimini edindiklerini varsayarak onu daha da yerin dibine batırabiliriz. Fakat burada bizim açımızdan önemli olan Preedy'nin verdiğini sandığı tür izlenimin, gerçekte de insanların kendi içlerindeki kişilerden bir şekilde (doğru ya da yanlış) edindikleri türde bir izlenim olduğudur. 

 

Bir kişi başkalarının karşısına çıktığında eylemlerinin o kişilerin durum hakkında oluşturmuş oldukları tanımı etkileyeceğinden söz etmiştim. Kimi zaman kişi sırf çevresindekilere, onlardan almak istediği belli bir tepkiyi sağlaması muhtemel bir izlenim vermek amacıyla, ince ince hesaplanmış eylemlerde bulunarak kendini ifade edebilir. Kimi zaman ise eylemleri planlı olsa da bunun pek farkında olmayabilir. Bazen bilinçli ve kasıtlı olarak kendini belli bir şekilde ifade edebilir, ama bunu o ifadeden izlenim edinebilecek kişilerin yerebileceği (belli belirsiz bir kabul ya da onay dışında) bir tepki yüzünden değil de esas olarak içinde bulunduğu grup veya kendi toplumsal statüsü böyle gerektirdiği için yapabilir.

 

Kimi zaman bireyin rolü geleneksel olarak onu dikkatlice tasarlanmış belli bir tür izlenim vermeye itebilir, ancak bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde böyle bir izlenim yaratma peşinde olmayabilir. Öte yandan, diğer insanlar da kişinin bir şeyler iletme çabalarından doğru yönde etkilenebilirler veya durumu yanlış anlayarak kişinin amacı ya da ortadaki gerçekler tarafından desteklenmeyen sonuçlara ulaşabilirler. Ama her ihtimalde, çevredekiler kişi belli bir izlenim iletmişçesine davrandıkları sürece olaya işlevsel ve pragmatik bir açıdan yaklaşarak bireyin duruma ilişkin belli bir tanımı "etkili" bir biçim de yansıtmış olduğunu ve durumun gerektirdiği anlayışı "etkili" bir şekilde oluşturduğunu söyleyebiliriz. 


Goffman, Erving, and Barış Cezar. Günlük yaşamda benliğin sunumu. Metis, 2009.

 

"Benlik Sunumları III" Adlı Makaleye Devam Etmek İstiyorsanız Buraya Tıklayın.

Benlik Sunumları II
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri