Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Kapitalist Ruhun Kökleri

Çileci Protestanlığın Etkisi

Kapitalist “Ruh"un Kökleri 

 

1904 ve 1905’te iki uzun makale olarak yayımladığı Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Weber’in genel düzeyde bu sorunlarla yüzleşmeye yönelik ilk girişimidir. Weber’in bu kitapta ilgisini oluşturan ahlakın bazı temel özellikleri zaten onun tarım işçileri araştırmasında gösterilmişti. Toprağa bağlı ve gündelik işçilerin hayat koşulları, bakış açıları arasındaki karşıtlık büyük ölçüde, geleneksel itaat ve patronaj kalıplarının kabulü ile bireyci ekonomik tutum arasındaki farkı yansıtır. Ancak bu bireyci ekonomik tutum, gündelik işçilerin ekonomik koşullarının bir sonucu olmayıp, bizzat toprak sahibi zümrelerin geleneksel yapısının yıkılmasına yardımcı olan ahlakın bir parçasıdır. 

Weber, Protestan Ahlakına açıklayıcı istatistiksel bir olguyla başlar: Modem Avrupa’da “iş önderleri ve sermaye sahipleri kadar, vasıflı iş gücünün daha üst kesimleri hatta modern girişimlerin yüksek teknik ve ticari eğitimli personeli ağırlıklı olarak Protestan’dır”.  Bu sadece çağdaş değil aynı zamanda tarihsel bir gerçektir: İlişki geriye doğru araştırıldığında da 16. yüzyılın ilk döneminde ilk kapitalist gelişme merkezlerinin bir bölümünün ağırlıklı olarak Protestan olduğu görülür. Bunun muhtemel bir açıklaması zaten vardır: Bu merkezlerde ortaya çıkan ekonomik gelenekçilikten kopuş genelde geleneğin ve özelde eski haliyle dinsel kuramların bir kenara itilmesine yol açmıştır. Reform dönemini Kilise’nin kontrolünden kaçış olarak almak tamamen yanlış olacaktır. Gerçekle, Katolik Kilisesinin gündelik hayat üzerindeki gözetimi gevşemiştir. Protestanlığa geçiş, davranışın, Katolikliğin talep ettiğinden çok daha üst düzeylerde düzenlenmesini kabulle ilişkilidir. Protestanlık, özellikle Kalvinizmde vurgulanan bir tutum olarak, gevşekliğe ve haz almaya karşı kesinlikle katı bir yaklaşım içindedir. Bu yüzden şu sonuca ulaşılabilir: Protestanlık ve ekonomik rasyonalite arasındaki bağlantıyı açıklamak istiyorsak, Protestan inançların özel karakterine bakmamız gerekir. 

Weberin yorumunun yeniliği, kuşkusuz Reform ve modern kapitalizm arasında bağlantı olduğu tezi değildir. Bu bağlantının varlığı Weber’in çalışması yayımlanmadan önce de birçok yazar tarafından kabul edilmekteydi. Nitekim esas kaynağı Engels’in yazıları olan Marksist açıklamada da, Protestanlığın kapitalizmin ilk gelişme döneminde ortaya çıkan ekonomik değişimlerin ideolojik bir yansıması olduğu düşünülür. Weber’in çalışmasında bu yorum yetersiz bir bakış açısı olarak reddedilir ve görünür bir anomaliyle başlanır. Weber, Protestan Ahlakı’nın gerçek özgünlüğünün kaynağını belirlemeye ve açıklamaya çalışır. Ekonomik etkinliğe bağlı olarak yaşayan ve kazanç arayışı içinde hayatını sürdürenlerin ya dine kayıtsız kaldıkları ya da ona karşı açık düşmanca bir tavır sergiledikleri genellikle doğrudur; eylemleri maddi dünyaya yönelik olduğu için din “maddi olmayan şeylerle” ilgili görülür. Ancak Protestanlık, Kilise’nin gündelik etkinlikler üzerindeki kontrolünü gevşetmekten ziyade, taraftarlarından Katolikliktekinden çok daha katı bir disiplin talep eder ve bu nedenle, müminin hayatının tüm alanlarına dinsel bir faktör aşılar. Protestanlık ve modern kapitalizm arasında, tamamen ilki İkincisinin bir “sonucu" olarak görülerek açıklanamayacak açık bir ilişki vardır. Ancak Protestan inanç ve davranış kurallarının karakteri, ilk bakışta ekonomik etkinliği yönlendirmesi beklenebilecek şeyden oldukça farklıdır. 

Bu anomalinin açıklanması sadece Protestan inançların içeriğinin analizini ve bu inançların inananların eylemleri üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi değil, aynı zamanda bir ekonomik etkinlik biçimi olarak modem Batı kapitalizminin özel karakteristiklerini belirlemeyi de gerektirir. Sadece Protestanlık daha önceki din biçimlerinden belirli önemli noktalarda farklı değildir, aynı zamanda modern kapitalizm de önceki kapitalist etkinlik türlerinden farklı kendine has temel özelliklere sahiptir. Weber’in belirlediği diğer farklı kapitalizm biçimlerinin tümüne “ekonomik gelenekçiliğin” damgasını vurduğu toplumlarda rastlanır. Bu analizde, emeğe karşı gelenekçi tutumlar, çağdaş üretim yöntemlerini bu yöntemlerin bilinmediği toplumlara sokmaya çalışan modern kapitalist işverenlerin deneyimlerinden örneklerle betimlenir. Mümkün olan en yüksek emek gücünü elde etmeye çalışan işveren, işçilerin kazançlarını almaya alışık oldukları ücretin çok üzerinde artırabilecekleri parça başı ücret sistemini uygulamaya soktuğunda, sonuç çoğu kez yapılan iş miktarının artmasından ziyade azalmasıdır. Geleneksel işçi, gündelik ücretini en üst düzeye çıkartmaya çalışmaz daha ziyade sadece her zamanki ihtiyaçlarını karşılamak için ne kadar çalışmak zorunda olduğunu düşünür. “Kişi ‘doğası gereği’ giderek daha çok para kazanmak istemez aksine her zamanki gibi yaşamaya, alıştığı hayatı sürdürmeye ve bu hayatı sürdürebilmek için gerekli miktarı kazanmaya çalışır.”

Geleneksel tutumun zenginlik hırsıyla kesinlikle uyuşmadığı söylenemez. “Kazanç konusunda tam ve bilinçli bir insafsızlık çoğu kez geleneğe kesin itaatle doğrudan ve yakın ilişki içinde olmuştur.” Bencil para kazanma hırsına her toplumda rastlanır ve bu gerçekte kapitalist toplumdan ziyade kapitalizm öncesi toplumlara özgüdür. Bu yüzden, örneğin askeri fetihler veya korsanlıkla kazanç elde etmeye çalışan “serüvenciler” kapitalizmi, tarihin her döneminde var olmuştur. Ancak bu kapitalizm tipi, ahlak dışı kişisel kazanç arayışına değil aksine bir görev olarak disiplinli çalışmaya dayalı modern kapitalizmden oldukça farklıdır. Weber, modem kapitalist “ruhun” temel özelliklerini şöyle sıralar: 
“Tüm doğal hazlardan kesin olarak kaçınma ile bir araya gelen daha fazla para kazanma hırsının... oldukça aşkın ve tamamen irrasyonel bir şey olarak görünen özel bireyin mutluluğu veya çıkan düşüncesine ters düşen bağımsız bir amaç olduğuna inanılır. İnsan, hayatının amacı olarak, kazanma güdüsünün hakimiyeti alandadır; kazanmak artık kendi maddi ihtiyaçlarını karşılama amacının bir aracı değildir. “Doğal durum” olarak adlandırabileceğimiz şeyin tersi olan bu durum, önyargısız bir bakış açısından tamamen anlamsız olan şey, kapitalist etki altında olmayan bütün insanlara yabancı olduğu kadar kesinlikle kapitalizmin mutlak yönetici ilkesidir.
 
Böylece modern kapitalist ruhu, meşru yoldan servet edinme çabası ile bu geliri kişisel hazlar için kullanmaktan kaçınmanın özel bir bileşimi karakterize eder. Kapitalist ruhun kökeninde, bir ödev ve erdem olarak, seçilen meslekte etkili performansın değerine inanç yatar. Weber’e göre, gelenekselci bakış modern ekonomik girişim biçimlerine tamamen aykırı değildir. Çoğu küçük iş adamı işlerini, örneğin geleneksel sabit prosedürlere, geleneksel mübadele ve kar oranlarına göre yürütmüştür. “Günümüzde kimi zaman bu telaşsızlık aniden yıkılmıştır...”  ve bu süreç çoğu kez girişim içinde teknolojik bir değişim olmadan gerçekleşmiştir. Bu girişimlerin yeniden yapılandırıldığı yerlerde ortaya çıkan şey, üretimin etkililiğini en üst düzeye çıkarmaya yönelik rasyonel yeniden organizasyondur. Böyle bir değişim çoğu örnekle söz konusu sanayiye ani bir sermaye akışıyla açıklanamaz; bu daha ziyade, girişime yeni bir girişimci -kapitalist- ruhun girişiyle ilişkilidir. Bu yüzden, modern kapitalist ekonominin ayırt edici hakim özelliği, onun kesin hesaplılık temelinde rasyonelleşmesidir. Bu rasyonelleşme, köylünün kanaatkarlığıyla ve lonca ustası ile serüvenciler kapitalizminin ayrıcalıklı gelenekçiğiyle keskin karşıtlık içinde sürdürülen ekonomik başarı amaçlı tahminlere ve dikkate, ayrıca siyasal fırsatlar ve akıldışı spekülasyonlardan yararlanmaya yöneliktir.

Kapitalist ruh sadece bir bütün olarak Batı toplumunda rasyonalizmin gelişimiyle açıklanamaz. Problemin bu şekilde analizi rasyonalizmin ilerlemeci, tek doğrultulu bir biçimde geliştiğini varsayma eğilimindedir. Oysa gerçekte Batı toplumlarında farklı kurumların rasyonalizmi eşitsiz bir dağılım sergiler. Örneğin ekonomik rasyonelleşmenin sağlandığı ülkeler, hukuki rasyonelleşme derecesi bakımından ekonomik açıdan daha geri bazı ülkelerin altındadır (İngiltere bunun en belirgin örneğidir). Rasyonelleşme birçok somut biçim kazanan ve toplumsal hayatın farklı alanlarında farklı biçimlerde gelişen kompleks bir olgudur. Protestan Ahlakı sadece “rasyonel düşüncenin özel somut biçimini oluşturan -kaynağı bir meslek ve bu mesleğe kendini adama olan- entelektüel çocuğu” ortaya çıkarmaya yöneliktir. 
Weber, “meslek” fikrinin ancak Reformla ortaya çıktığını gösterir. Kavrama ne Katoliklikte ne antik dönemde rastlandığı gibi onunla eşanlamlı bir sözcük de yoktur. Meslek kavramının ve bu kavramın Protestan inançlardaki kullanım biçiminin önemi, onun gündelik hayatın sıradan etkinliklerini tam kapsayıcı dinsel bir etki altına almaya hizmet etmesidir. Bireyin işi, gündelik hayattaki ahlaki davranışlarıyla Tanrı’ya karşı görevlerini yerine getirmektir. Bu inanç, Protestanlığın, Katolik manastır tecrit idealinden uzaklaşmayı vurgulamasına, dünyevi çıkarlar içinde fani olanı reddetmesine yol açar. 

 

Çileci Protestanlığın Etkisi 

 

Luthercilik kapitalist ruhun ana kaynağı olarak alınamaz. Reform, meslek fikrinin oluşumunda ve gündelik etkinlikleri görev ahlakı içinde sürdürme düşüncesinin sahnenin merkezine yerleşmesinde temel bir rol oynamıştır. Bununla beraber, Luther’in meslek anlayışı bazı açılardan oldukça geleneksel kalmıştır. Meslek fikrinin daha fazla gelişmesi 'Weber’in “Çileci Protestanlık” adını verdiği şeyin farklı dallarını oluşturan sonraki Protestan mezheplerin işiydi.  Weber çileci Protestanlıkta dört ana akım belirler: Kalvinizm, Methodizm, Pietizm ve Baptizm. Kuşkusuz bunlar birbirleriyle yakından ilişkilidir ve birbirlerinden net şekilde ayırmak imkansızdır. Weber Çileci Protestanlıkla ilgili tartışmasında, bu mezheplerin dogmalarının genel tarihsel betimlemesini yapmaya çalışmaz, sadece onların öğretilerinde ekonomik etkinliklerinde bireylerin pratik davranışlarını büyük ölçüde etkileyen unsurlarla ilgilenir. Bu analizin en önemli parçası Kalvinizme odaklanır; ancak sadece Calvin’e değil, daha ziyade 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyılda Kalvinistlerin öğretilerinde cisimleşen unsurlara yoğunlaşır. 

Weber bu nitelemeler ışığında Kalvinizm de en önemli üç temel ilke belirler. İlki, evrenin Tanrı’nın büyük zaferi doğrultusunda yaratıldığı ve sadece Tanrı’nın amaçlarıyla ilişki içinde bir anlama sahip olduğu öğretisidir. “Tanrı insanlar için değil, aksine insanlar Tanrı için vardır.”  İkinci ilkeye göre, Tanrı’nın güdüleri insanın kavrama gücünün dışındadır. İnsanlar, Tanrı’nın kendilerine açıklamak istediği kutsal hakikatin sadece küçük kırıntılarını bilebilirler. Üçüncüsü, takdiri ilahi inancıdır: Sadece az sayıda insan ebedi lütuf için seçilmiştir. Bu, ilk yaradılış anında belirlenmiş, değiştirilmesi imkansız bir şeydir; insanların eylemlerinden etkilenmez, çünkü böyle olacağını varsaymak insanların eylemlerinin kutsal hükmü etkileyebileceğini düşünmek demektir. Weber’e göre, bu öğretinin inanan kişi açısından sonucu “benzersiz bir iç yalnızlıktır”. “Reform çağı insanı için hayatıyla ilgili en önemli şey, ebedi kurtuluşu, en başında çizilen kaderini yaşamak için tek başına ilerlemek zorunda olmasıdır.” Bu kritik adımda her insan tek başınadır; kurtuluşunu sağlayacak hiç kimse, Tanrı’yla arasına girebilecek ne rahip ne de sokaktan bir insan vardır. Weber’e göre, Kilise ve vaftizlerle kurtuluş ihtimalinin ortadan kalkması Kalvinizmi, Luthercilik ve Katoliklikten ayıran en kesin özelliktir. Kalvinizm böylece Weber’in bir başka yerde ayrıntılı olarak tartıştığı büyük tarihsel sürece, nihai bir sonuca yol açar: Dünyanın “büyüsünün” kademeli olarak “bozulması” (Entzauberung).

Tanrı’nın yoksun bırakmaya karar verdiği kişiler için O’nun inayetine ulaşmanın ne bir büyüsel aracı, ne de başka bir yolu vardır. Katı birer öğreti olan Tanrı’nın tartışmasız aşkınlığı ve maddi her şeyin bozulması düşünceleriyle birleşen bu bireyin iç soyutlanmışlığı fikri, Pürilanizmin... kültür ve dindeki bütün maddi ve duygusal unsurlara karşı tamamen olumsuz tutumunun nedenidir. Zira onlar kurtuluşa götürmekte kullanılamazlar ve duygusal yanılsamaları, puta tapma gibi batıl inançları artırırlar. Böylece o, her türden hazcı kültürle esaslı bir antagonizma için bir temel sağlar. 
Kalvinistin bu konuda yaşadığı olağandışı gerilim açıktır. Her inançlı kişinin nihayetinde kendisine sormak zorunda olduğu “Ben seçildim mi?” sorusunun cevabı bilinemez. Bizzat Calvin için bu soru hiçbir kaygı kaynağı oluşturmaz. O, Tanrı tarafından kutsal bir misyonu gerçekleştirmek için seçildiğine, kendi kurtuluşuna inanır. Ancak ona inananlar için böyle bir kesinlik mümkün değildir. Neticede Calvin’in seçilmiş ve lanetlenmiş arasında hiçbir dışsal farklılık olmadığı öğretisi dinsel kaygı düzeyini artırmıştır. Buna ilişkili iki tepki gelişmiştir. İlk olarak, birey bu öğretiyi seçilmiş olduğunu varsayması için gerekli bir kanıt olarak almalıdır: Seçilmenin kesinliği konusunda kuşku eksik inancın ve bu nedenle Tanrı’nın inayetinin yokluğunun kanıtıdır. İkinci olarak, “yoğun dünyevi etkinlik” bu gerekli kendine itimadı geliştirme ve sürdürmenin en uygun aracıdır. Bu yüzden, “iyi işlerde” başarı seçilmişliğin bir “işareti" olarak kabul edilir ancak bu, kurtuluşa ulaşmanın bir yöntemi olmaktan ziyade kurtuluşla ilgili şüphelerin giderilmesinin bir yöntemidir. 

Weber bunu İngiliz püriten Richard Baxter’dan referanslarla açıklar. Baxter, zenginliğin ayartmalarına karşı uyarır ancak Weber’e göre bunlar sadece zenginliğin aylak, gevşek bir hayat tarzına destek sağlamak için kullanılmasına karşı yapılmış uyarılardır. Aylaklık ve zamanını boşa harcama başta gelen günahlardır. Bu öğreti “henüz güçlü değildir; Franklin’in deyişiyle: ‘Zaman paradır’. Ancak bu önerme belirli ölçüde manevi anlamda geçerlidir. O çok değerlidir, zira her saat kaybı Tanrı’nın görkemi için bir emek kaybıdır.” Kalvinizm inananlardan tutarlı ve sürekli disiplinli bir hayat talep eder, böylece Katolik günah çıkarma hücresinin sağladığı, günahlar için tövbe etme ve kefaret ödeme imkanı ortadan kalkar. İkincisi plansız hayata fiilen yaptırım uygular zira mümin, dinsel müdahalenin ahlak sapmanın sonuçlarından kurtulmayı sağlayabileceği bilgisine dayanabilir. Bu yüzden, maddi dünyada Kalvinist için çalışma en yüksek olumlu ahlaki değerlendirmeyle yüklü hale gelir. Zenginlik kişiye kendini mesleğine adamayı emreden kutsal itaatten bir tür muafiyet sağlamaz. Püriten meslek anlayışı, Lutherci anlayışın aksine, bireyin mesleğine Tanrı’nın aracı olarak metotlu bir biçimde yaklaşmasını ödüllendirir. Servet birikimi sadece aylakça bir lükse kendini kaptırmaya dönüştüğü ölçüde ahlaken kınanır; maddi kazanca, sadece bir mesleğe karşı çileci bir görev duygusu olması koşuluyla hoşgörüyle bakılır, ancak gerçekte ahlaken de tavsiye edilir. Çoğu kez, fakir olmayı istemenin sağlıksız olmayı istemekle aynı şey olduğu vurgulanır; fakirliğe hem çalışmayı yüceltmek amacıyla hem de Tanrı’nın adının lekelenmesi olarak görüldüğü için karşı çıkılır.

Bu karakteristiklerin Calvin’in formüle ettiği takdiri ilah öğretisinin “mantıksal” değil “psikolojik” sonuçları olması Weber’in analizi için önemlidir. Püriten öğretideki bu sonraki psikolojik gelişmelerin kaynağı inananların yaşadıkları olağanüstü soyutlanmıştık ve bunun yol açtığı kaygılardır. Takdiri ilahi  inancı Kalvinizme has değildir ve onun insan eylemi açısından sonuçları, ilişkili diğer inançlara ve ortaya çıktığı toplumsal bağlama göre değişir. Örneğin İslam’da takdiri İlahi inancı sadece Kalvinizmdeki dünyevi çileciliğe değil, aynı zamanda, “dünyanın fethedilmesi için dinsel bir kutsal savaş emrini yerine getirme çabası içinde benliği tamamen unutmaya” da yol açmıştır. Bu yüzden, kapitalist ruhun kökleri en kesin haliyle Kalvinizmde gelişmiş dinsel ahlak içinde araştırılmalıdır. Modern kapitalist etkinliğe yönelik tutumları daha önceki sermaye edinme biçimlerinin ahlak dışı karakterinden ayıran özel niteliklerin kaynağını araştırmamız gereken yer bu ahlaktır. “Modern kapitalist ruhun tamamlayıcı karakteristiklerinden ve sadece bunun değil aynı zamanda modern kültürün temel özelliklerinden biri olan ‘meslek fikri’ temelinde rasyonel bir hayat sürdürme anlayışı, Hıristiyan çileci ruhtan doğmuştur -açıklamada gösterilmek istenen budur.” Diğer Protestan çilecilik biçimleri genelde Kalvinizmden daha az katı disipline sahiptir (Weber’in “çelik bir tutarlılığa” sahip olmak adını verdiği şey). Bununla beraber, Weber’e göre, kapitalist ruhun kökenindeki çileci Protestanlık biçimleri ile kapitalist ekonominin farklı düzeylerindeki toplumsal tabakalar arasında tarihsel bir ilişki olabilir. Örneğin sınai düzenin en alt kademelerinde çalışanlar arasında Kalvinizmin sürekli enerjisinden ziyade ikna eğilimindeki Pietizm, bir alçakgönüllülük ve vazgeçme tutumu,çok yaygınken, Kalvinizm muhtemelen girişimciler arasında daha doğrudan etkili olmuştur.
 
Püriten için kutsal rehbere itaat olan şey, giderek çağdaş kapitalist dünyada iş bölümü hiyerarşisinin bütün düzeylerinde sınai üretimin ekonomik ve örgütsel gereklerine mekanik bir uyuma dönüşür. Weber, Püriten ahlakın büyük ölçüde yerleşmesiyle, modem kapitalizmin işleyişinin zorunlu bir bileşenine dönüştüğü iddiasını kesinlikle karşıdır. Tam tersine Protestan Ahlakın özel sonucu olarak, Püriten kendi dinsel inancı nedeniyle bir meslekte bilinçli olarak çalışmayı seçse bile, modern insanı böyle davranmaya kapitalist iş bölümünün uzmanlaşmış karakterinin ittiği düşüncesidir. Çilecilik dünyayı yeniden biçimlendirmeyi ve bizzat dış dünyada başarılı olmayı kendine hedef olarak seçtiği için bu dünyadaki dış nesneler insanların hayatları üzerinde, tarihte daha önceki hiçbir çağda olmadığı kadar artan, acımasız bir güç kazanır. Günümüzde onun ruhu -nihayetinde onu kim bilmektedir?-kafesinden (Gehâus) kurtulmuştur. Ancak her halükarda, muzaffer kapitalizm, mekanik temellere dayandığı için artık bu desteğe ihtiyaç duymaz... kişinin mesleğine bağlılığı fikri ölü dinsel inançların ruhuna bağlılıkta olduğu gibi hayatımızı istila eder.
 
Weber, Protestan Ahlakı’nı programatik bir çalışma olarak tasarlar: Bu, kompleks bir sorunlar setine giriş çalışmasıdır ve Weber’in onun uygulama kapsamıyla ilgili iddiaları ılımlı ve sınırlıdır. Weber’e göre, bu çalışmanın temel başarısı kapitalist ruhun ahlaki araçsallığının Kalvin’in dinsel ahlakının niyetlenilmemiş bir sonucu ve daha genelde Protestanlığın, Katolikliğin manastır idealinden kopan dünyevi meslek anlayışının bir ürünü olduğunu göstermesidir. Ancak çileci Protestanlık yine de bir bütün olarak Hıristiyanlık tarihinin çok daha gerilerine uzanır. Katolik çilecilik zaten rasyonel bir karaktere sahiptir ve manastır hayatından Püriten ideallere doğru açık bir gelişme çizgisi vardır. Reformun ve Protestan mezheplerin sonraki tarihinin temel etkisi bunu manastır hayatından gündelik hayata aktarmak olmuştur. 

Protestan Ahlakı, Kalvinizmle veya daha doğrusu belirli Kalvinist inanç türleri ile modem kapitalist etkinliğin ekonomik ahlakı arasında bir “seçici yakınlık” (Wahlwerwandtschaft) olduğunu gösterir. Bu çalışmanın ayırt edici özelliği, modern kapitalizme özgü bir süreç olan ekonomik hayatın rasyonelleşmesinin irrasyonel değer bağlılıklarıyla ilişkisini göstermeye çalışmasıdır. Bu girişim nedensel ilişkileri değerlendirmek için bir başlangıçtır, ancak nedenlerin belirlenmesi için tek başına yeterli değildir. Weber, bunun başarılması için iki genel görevin gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eder: İlk olarak, ekonomik alanın yanı sıra diğer alanlarda (örneğin siyaset, hukuk, bilim ve sanat alanlarında) rasyonalizmin kökenleri ve yayılmasının analizi ve ikinci olarak, Protestan çileciliğin toplumsal ve ekonomik güçlerden hangi biçimlerde etkilendiğinin araştırılması. Yine de, Weber Protestan Ahlakı’nda analiz edilen materyalin (örneğin Kalvinist inançları basitçe ekonomik koşulların “yansımaları” olarak alan) “naif tarihsel materyalizmi çürüttüğü” düşüncesine sıcak bakar. Weber’e göre, “Reformu, tarihsel açıdan zorunlu bir gelişme, ekonomik değişimlerin bir sonucu olarak değerlendirebileceğimiz görüşünden kurtulmamız gerekir.” Ancak Weber reddettiği bu tarihsel materyalizmin yerine alternatif bir “teori” geçirmeye çalışmaz: Gerçekte Weber’in Protestan Ahlakı'yla aynı dönemde yazdığı çoğu metodolojik denemesinde göstermeye çalıştığı gibi, böyle bir teori ortaya koymak imkansızdır. 

 

 

 

Giddens, Anthony. "Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori." İstanbul: İletişim Yayınları (2009).

 

 

 

 

Kapitalist Ruhun Kökleri
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri