Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Jacques Lacan

Özne ve Öteki

Jacques Lacan Kimdir?

 

Özne ve Öteki

 

Psikanaliz bilinçdışnın bilimi olarak kurulmalıdır diyorsak, bilinçdışının bir dil gibi yapılandığından yola çıkmamız yerinde olur. Buradan amacı öznenin oluşumunu açıklamak olan bir topoloji çıkardım. Bunun üzerine, artık geçmişte kaldığını umduğum bir tarihte, böyle yapmakla ağırlığı yapıya verdiğimi ve deneyimimizdeki varlığının göz ardı edemeyeceğimiz bir dinamiği ihmal ettiğimi söyleyerek itiraz ettiler -hatta Freud'un öğretisinde ifade edilen ilkeyi gözden kaçırdığımı ve bu dinamiğin özünde baştan sona cinsel olduğunu söylediler. Umarım bu seneki seminerim sürecinde, özellikle de geçen sefer ulaştığı doruk noktasında, bu dinamiğin kaybedilmiş olmaktan uzak olduğunu görürsünüz. 


Önce, bilinçdışmın girişiyle ilgili olarak, öznenin alanıyla ötekininkini birbirine karşıt konumlandırdığım bölümlenmeyi vurguladım. Öteki, özneden çıkıp mevcut hale gelebilen ne varsa hepsine hükmeden gösterenler zincirinin yer aldığı mahaldir, öznenin içinde görünür hale gelmesi gereken o canlı varlığın alanıdır. Sonra da dürtünün kendini esas olarak öznelliğe davet edilen o canlı varlık tarafında gösterdiğini söyledim. 

Dürtünün özü gereği her dürtü kısmi olduğundan, hiçbir dürtü Sexualstrebung'ın, yani cinsel eğilimin tamamını temsil edemez (Freud aşkın bunu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini bir an düşünür); eğer ruhsallığa girecek olsaydı, orada Fortpflanzung'u, yani üreme işlevini mevcut hale getireceğini düşünebilirdik. Biyolojik düzlemde kimse bu işleve karşı çıkamaz. Freud'un izinden giderek benim de iddia ettiğim, ki kendisi buna kanıtlar getirir, bu işlevin ruhsallıkta bu şekilde temsil edilmediğidir. Ruhsallıkta öznenin kendini erkek ya da dişi olarak konumlandırabileceği hiçbir şey yoktur. Öznenin ruhsallığında sadece bu üreme işlevinin dengi olan öğeler yer alır -onu kapsamlı biçimde temsil etmesi imkansız olan etkinlik ile edilgenlik.  Dahası Freud ironiyle şunu da ekler: Bu temsil ne öyle sanıldığı kadar zorlayıcı ne de kapsamlıdır -durchgreifend und ausschlie, lich - erkek ve dişi varlıklar arasındaki kutupluluk bir tek, Triebe vasıtasıyla kendini gösteren etkinlik kutbuyla ve yalnızca dışarıya göre edilginlik olan, gegen die aussererı Reize  edilginlik kutbuyla temsil edilir. Sırf bu bölünme bile -geçen sefer tam burada bırakmıştım- ilk olarak analitik deneyimin ortaya çıkardığı bir olguyu gerekli kılar; kişinin erkek ya da kadın olarak ne yapması gerektiği tamamen ötekinin alanındaki bir drama, bir senaryoya havale edilmiştir, ki bu da Oidipus'tur. Geçen sefer belirtmiştim, insanın erkek ya da kadın olarak ne yapması gerektiğini hep en başından ötekinden öğrenmesi icap eder. Daphnis ile Chloe masalındaki ihtiyar kadından bahsettim, bu kıssa bize nihai bir alan olduğunu öğretir, cinselliğin gerçekleşme alanıdır bu; sonuçta masum biri oranın yolunu bilmez. 

Onu oraya yöneltenin dürtü olması, kısmi dürtü olması; cinselliğin yol açtığı sonuçların ruhsallıktaki tek temsilcisinin kısmi dürtü olması, bunlar, cinselliğin ruhsallıkta, öznenin bizzat cinsellikten başka bir şeyden türetilen bir ilişkisiyle temsil edildiğinin göstergesidir. Cinsellik öznenin alanında eksiklik yoluyla kurulur.  Bu noktada iki eksiklik birbiriyle örtüşür. Birincisi -öznenin gösterene bağlı olmasından, gösterenin ise ilk başta ötekinin alanında olmasından dolayı-merkezi bir kusurdan doğar; öznenin Ötekiyle ilişkide kendi varlığıyla ortaya çıkışının diyalektiği bu merkezi kusur etrafında döner. Bu eksiklik gerçek ve daha önceki bir eksiklik olan, canlının ortaya çıkışına denk gelen, yani cinsiyetli üremenin ortaya çıkışına denk düşen diğer eksikliğin yerini alır. Gerçek eksiklik, canlının cinsiyetli yoldan üreme sebebiyle kendi canlı kısmından kaybettiği şeydir. Bu eksiklik gerçektir, çünkü bir gerçekle ilişkilidir; bu gerçek ise canlı varlığın cinsellik öznesi/cinselliğe tabi olmakla bireysel ölüme çarptırılmasıdır. 

Aristophanes'in mitosu, canlının aşkta ötekini, cinsel öbür yarısını aradığını ifade ederek, tamamlanma arayışım hazin ve aldatıcı bir imgeyle tasvir eder. Aşkın esrarın mitos düzeyindeki bu temsilinin yerine analiz deneyimi öznenin cinsel tamamlayıcısını arayışını değil de, artık cinsiyetli bir varlıktan ibaret olduğu ve ölümsüz olmadığı anlamına gelen, kendisinin ebediyen kaybedilmiş parçasını arayışını koyar. 
O zaman -cinsiyetli varlığın cinselliğini ancak aldatmacayla gerçekleştirebilmesine hangi neden yol açıyorsa yine o nedenle -dürtünün ya da kısmi dürtünün aslında ölüm dürtüsü olduğunu, ve cinsiyetli varlıktaki ölüme ait kısmı kendinde temsil ettiğini anlıyorsunuz. 
Böylece, belki de tarihte ilk kez, böylesine itibar kazanmış ve geçen sefer Platon'un yerleştirdiği başlık altında söz ettiğim Aristophanes'in mitosuna meydan okudum ve onun yerine geçen sefer eksik kısmı cisimleştiren lamel mitosu adım verdiğim mitosu getirdim. Libidonun bir kuvvetler alanı gibi değil de, bir organ gibi olduğunu belirtmesiyle bu mitos yeni bir önem taşıyor. 

Libido dürtünün doğasını anlamamız bakımından temel organdır. Gerçekdışı bir organdır bu. Gerçekdışı demek imgesel demek değildir. Gerçekdışı gerçeğe bizim anlayamadığımız bir şekilde eklenmesiyle tanımlanır; zaten bu yüzden, tıpkı bizim yaptığımız gibi, mitos yoluyla temsil edilmesi gerekir. Ama bir organın gerçek dışı olması cisimleştirilmesine engel teşkil etmez. 

Size hemen maddi biçimini takdim edeyim. Bu gerçekdışı organın bedende cisimleştirilmesinin en eski biçimlerinden biri dövmedir, derinin çizilmesidir. Kesik atmak, basbayağı Öteki için olma, grup ilişkileri alanında her bir bireyle ötekiler arasındaki yerini belirleyerek özneyi o noktada yerli yerine oturtma işlevini taşır. Aynı zamanda da, yakınma gelen herkesin gerçekliğini fark ettiği açıkça erotik bir işlevi vardır. Ayrıca şunu da gösterdim: Dürtünün derin ilişkisinde, hedefe doğru yola çıkan okun ancak gerçekten özneden çıkıp tekrar ona dönerek işlevinin yerine getirildiği o hareket esastır. Bu anlamda saplan kişi özne olarak işlevini arzu olarak varlığına en derin biçimde ekleyerek, kısa devreyle, başka herkesten daha dolaysız yoldan amacına ulaşan kişidir. Bu durumda, dürtünün eski haline dönmesi, öznenin iyiliği için olup olmadığına bağlı olarak nesneyi nefret alanından sevgi alanına ve sevgi alanından nefret alanına geçiren çiftedeğerlilik değişimlerinden apayrı bir şeydir. İnsan, hedefindeki nesne iyi olmadığı için mazoşist olmaz. Freud'un hastası olan, eşcinsel denen kız, babası onu hayal kırıklığına uğrattığı için eşcinsel olmaz - pekala bir sevgilisi olabilirdi. Dürtünün diyalektiği içinde olduğumuz her defasında başka bir şey idareyi ele alır. Dürtünün diyalektiği en derinde aşk seviyesinde olandan da öznenin iyiliğine dair olandan da farklı bir şeydir. Bu yüzden bugün, öznenin gerçekleşmesi işlemlerini, öznenin gösteren olarak ötekinin mahalline bağlı oluşu çerçevesinde vurgulamak istiyorum. 

 

 

Lacan, Jacques. "The Seminar of Jacques Lacan: The Four Fundamental Concepts of Psychoanalysis (Vol. Book XI)(The Seminar of Jacques Lacan)." (1997).
  

 

Jacques Lacan Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri