Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Gilles Deleuze

Bilgi, Erk ve Arzu

Gilles Deleuze Kimdir?

 

Bilgi, Erk ve Arzu 

 

Deleuze ve Guattari'nin ortak yapıtlarında, özellikle 'Anti-Oedipe ve Bin Yayla'da ifade ettikleri gibi "arzu felsefesi," bir çeşit saygısızlık, keyif düşkünlüğü, neşelilik, ihlal, özgürleşme ve geçmişin yıkımı ile ilişkilendirilmiştir çoğu kez. İnsan düşüncesinin kazanmak uğruna uzun zamandır mücadele ettiği eski modellerin, yapıların, geleneklerin, değerlerin ve pratiklerin bir kenara atılmasına izin verildi; hayal gücü ve imgelemin öncülüğünde, düşünceyle oyun oynamak ve deneyler yapmak serbest bırakıldı. Militan toplumsal kuramcıların ayrıcalıklı anlayışlarına yönelik iddialar ve eleştiri çabaları, tutucu entelektüel değerler ve geleneklerle aynı zamanda terk edildi. Oyun, bir ergenlik devriminin, postmodern devrimin tek vasıtasına dönüştü. Bereket versin ki, Deleuze ve Guattari'nin yapıtının önemine yönelik yanlış anlaşılma, kendi kendini bozguna uğratıyordu: Oyuncuların, oyun kurucularını hatırlamasına gerek yok - oyuncular, yeni kural ve hamleler ortaya koyabilir, hatta gidip başka yerde bile oynayabilirler; Deleuze ve Guattari ise kolaylıkla unutulur. Ardından daha özenli okumalar için yer açılır. 

Universire de Paris VII 'de felsefe profesörü olan Gilles Deleuze'ün (1925-95) yapıtları üstünkörü yorumlar değildir. Deleuze'ün Hume, Bergson, Nietzsche, Kant, Spinoza, Leibniz ve Foucault'yu yorumladığı felsefe tarihi yapıtları, ağırbaşlılıkları, ifade tutumlulukları ve anlayış derinlikleriyle ayırt edilir. Proust, Sacher, Masoch, Kafka, Francis Bacon ve sinema üzerine estetik yorumların ve pek çok kısa denemesi, konularına uyguladıkları felsefi özen ve disiplin bakımından göze çarpar. Bunlara ek olarak, Deleuze'ün kendi felsefesine dair asıl yapıtlar, Difefrenceet Repetition (ilk kez 1968'de yayımlandı) ve Logiquedu sensm (ilk kez 1969'da yayımlandı) yanı sıra, Guattari ile birlikte yayımladıkları yapıtlarıdır. Burada serbest oyuna dair kanıta pek rastlanmaz; aslında Deleuze, kendi kuşağının radikal sloganları olan "felsefenin sonu" ya da "metafiziğin yenilgisi" için asla zaman bulamadığını söylemiştir (Deleuze ve Guattari, 1994: 14). Deleuze metken bir yazar olarak sakin ve çekingen bir hayat yaşadı ve çoğunlukla kötü sağlık koşullarıyla boğuşmak zorunda kaldı. Soluk borusu ameliyatı gerektiren ve oksijen tüplerine "bir köpek gibi bağlanmasına" sebep olan ciddi bir solunum hastalığıyla yıllarca boğuştu ve 1995 Kasım'ında Paris'teki dairesinin penceresinden kendisini aşağıya bırakarak yaşamına son verdi. 

Felix Guattari'nin yaşamını ve yapıtlarını ise, büyük ölçüde, ciddi pratik ve politik uğraşlar belirledi: Jacques Lacan'ın yanında yedi yıl boyunca psikanaliz eğitimi aldı; 1953 yılından, ilk kalp krizini geçirdiği 1992 yılma kadar La Borde Clinique adlı bir psikiyatri kuruluşunda çalıştı; burada hastalar ve çalışanlarla birlikte, bir bütün olarak toplumda işleyen erk ilişkilerine yönelik kolektif bir analiz geliştirdi. Anam solcu harekete eleştirel yaklaşan solcu ve ekolojik gruplar oluşturup bu gruplara katıldı. Bu iki figür-felsefe tarihi ve estetik alanlarında çalışan Parisli bir felsefe profesörü ile bir psikoterapist ve politik eylemci-, postmodern oyunculuğun kutlayıcılarından değillerdi. Her ikisi de "postmodernlik" kavramını küçümsüyorlardı. Guattari'nin postmodernizın eleştirisinin kökün¬ de, toplumun kolektif eylem ile dönüştürülebileceği umudu yatmaktadır (Guattari, 1989).

Deleuze ve Guattari'nin birleşik düşüncesinin özünde, insan ilişkileri olanakları araştırılmasının yanı sıra, toplumun ve çevrenin yeniden yapılandırılmasında bu olanakların oynadığı rolün araştırılmasının da yattığı öne sürülecektir. Bu sorun, birey ile toplum, özgürlük ile otorite, kişisel kazanım ile ortak mülkiyet, doğa ile yapıt arasındaki verimsiz diyalektik çatışmalardan kaçınır. Deleuze ve Guattari'nin düşüncesinin getirdiği özgürleşme, toplumsal beklentilerden kurtularak özgürleşme yerine, toplumsal ilişkilere girerek özgürleşmedir. Toplumsal ilişkilerin gelişmesini önleyen engel, her zaman, ilişkideki üçüncü bir şahsın kazancıdır: Uzlaşımlar, değerler, beklentiler, ekonomik yapılar ve politik varlıklar, gerçek ya da hayali olsun, sadece rollerini oynayan toplumsal failler için bir senaryo sağlar. örneğin bir savaş alanında birbirleriyle karşılaşan düşman askerlerin, milliyetçi, ırkçı ya da aşiretçi duygularla desteklenen uzak politik ve ekonomik varlıklar uğruna dövüşmeleri istenir ve askerler bu isteği yerine getirmek için çekişirler, toplumsal ilişkileri, şakaların, şarkıların, sigaraların ve anıların değiş tokuşuna dönüşerek genişleyeceği yerde, kurşun değiş tokuşuyla sınırlanır. Devrim, senaryoyu yırtıp atmak, içsel gelenekİer ve beklentilerin yanı sıra dışsal politik ve ekonomik kurumları unutmak ya da yıkmak sorunu değildir, çünkü o zaman geriye hiçbir ilişki kalmaz. Aksine devrim, senaryoya eklemeler yaparak, başka yerlerden stratejiler alıp umulmadık değişiklikler yaparak gerçekleşir. Bir tüfek yerine bir paket iskambil kağıdı sallayan asker, farklı bir öykünün gelişim olanaklarını gösterir. Deleuze ve Guattari'nin yazısı da benzer bir yapıya sahiptir: Kuramsal normları doğrudan bir kenara fırlatmak yerine, düşünceyi başka yerlere taşıyan geniş bir sapmalar ve alternatifler yelpazesi sunarak hegemonik söylemlerin tutarlılığını darmadağın eder. Özgürleşme, ekleme yoluyla gerçekleşir.

Deleuze ve Guattari 'nin kuramsal çabasının ikinci imgesi, göçebeliktir. Artık doğru ya da yanlış düşünce yoktur, sadece düşünceler vardır. Artık nihai amaç ya da doğrultu yoktur, erk merkezlerinden uzaklaşan kaçış çizgilerinin çokluğu boyunca başıboş dolaşma vardır sadece. Yapılandırılmış düşünce ve etkinliğe özgü ağaç modellerin yerini, keşfedici bir rizom alır. Bir düşüncenin ya da toplumsal ilişkinin hareketi, eski ya da yeni bir uzlaşıma, zorunluluğa ya da kuruma gerisin geri gitmediği sürece arzu edilen bir şeydir. Bu düşünce imgesi, Bütünleşıniş Küresel Kapitalizmin (Guattari daha sonraki yapıtlarında bu kavramı kullanacaktır) kültürel ortamıyla yakından ilişkilidir. Çünkü kapitalin en sık rastlanan işlemlerinden biri, işçiler ile üretim yerleri arasında geçici ilişkiler yaratmaktır; bu ilişkiler de işçileri dönüşü olmayacak şekilde, önceki ortamlarından ayırır. Her şey hareketli hale dönüşür. İmgeler, tüketici ürünleri ve insanlar üretim koşullarından koparılır ve çöp yığınında, yaşlılıkta ya da ilgisizlikte nihai bir eşitlikçi konuma ulaşmadan önce, tümüyle farklı kökenlere sahip diğer şeylerle yan yana dünyayı dolaşırlar. Deleuze ve Guattari, bu tür harekete yersiz yurtsuzlaşma diyor. Onların düşüncesinde yersiz yurtsuzlaşma yalnızca, kapitali çoğaltma aracı olmak yerine, kendi başına bir amaç haline geldiği ölçüde kapitalin işlemlerinden farklılaşır. 

Onların düşüncelerine ait bu imge, iki büyük sorun taşıyor. Birincisi, nihai yersiz yurtsuzlaşma açıkçası, anlam, kullanım ve değer olanakları kanık olduğu tam bir çöp yığını üretir. İkincisi, kendisiyle tutarsızlık içindedir: Bu düşünce imgesi, hareketi, değişimi, şansı, farkı, kaçışı ve göçebeliği, değişmeyen değerler olarak ele alır. Belki de paranoyak bir köle olmak şizofren bir göçebe olmaktan daha iyidir. Eğer bu tür bir imge kendi koşullarıyla yeniden üretilirse, göçebelik kendini göreceleştirir, kendinden uzaklaşır ve başka bir şeyin üretilmesine yol açar. Düşüncenin böyle yeni bir imgesi, pratiktedir. Deleuze ve Guattari'nin düşüncesine ait bu ikinci imgenin, bir maskeden, en iyi ihtimalle, yeri doldurulabilecek bir stratejik hareketten başka bir şey olmadığım öne sürecektir. Yersiz yurtsuzlaşma ve göçebelik. Deleuze ve Guattari için kendi başlarına amaçlar değildir; aksine onlar toplumsal ilişkileri yoğunlaştırmayı isterler. İçkin ilişkilerin üretilebileceği bir toplumsal mekan kurmayı arzu ederler. Aşkın bir senarist rolündeki gerçek ya da hayali bir üçüncü şahıs tarafından verilen rolleri oynamak yerine, bu tür içkin ilişkiler, dolayımlayıcı etmenleri biçimlendirme, etkileme ve değiştirme yeteneğindedir; senaryonun senaristi etkilesi gibi, bu dolayımlayıcı etmenler de ilişkileri kolaylıkla biçimlendirebilir. Toplumsal mekan, içinde oluşan ilişkilerden önce var olmaz; aksine mekan, içkin ilişkileri biçimleyen çizgilerin çizilmesiyle oluşturulur sadece. 

Deleuze ve Guattari bu toplumsal mekanı, içkin ilişkileri etkin biçimde kurarak var edebilir ancak. Bu tür içkin ilişkiler, en .azından üç ayrılmaz öğeye sahiptir. İlk önce, bir ilişki yoğunlaşması, ilişki boyutlarının, bağlantılarının ve kısımlarının sayıca artışıdır. Olabildiğince çok bağlantı kurulmalıdır: Üretim, artık bir fabrika içinde kapalı değildir; fakat ister çevresine, çevresindeki anlamlara ya da isterse duygulara dayansın, gücünü kendini çevreleyen ortamdan şu veya bu şekilde kazanır. Her şey bir araya getirilir: Bu bakımdan Deleuze ve Guattari'nin düşüncesi, bir çöplüğe benzer. Heterojen koşulları içeren çokluk, içkin ilişkinin ilk öğesidir. Yine de yoğunluk, yan yana uzanan bir grup kısır nesne tarafından üretilmeyecektir. İkinci olarak, bu nesnelerin etkileşime girmesi ve birbirini etkilemesi gereklidir - tutarlılık kazanmaları gerekir. Bir şey olmalı ve bir şey üretilmelidir. Bu, ilişkileri, kısır ve etkisiz kılan toplumsal ve kültürel bağlamlarından çekip çıkararak, bir şey üretebilen kurucu bir makine halinde toplanışı [assemblage] gerektirir. O halde, üretimin önceden belirlenmiş süreçlerinin tekrar etmemesi bakımından, makine tekildir ve ürünü tümüyle yenidir. Bu ürün, gerisin geri tepki verebilir ve üretimin koşul etkileyerek, daha fazla makinenin bileşenine dönüşebilir. Bu yüzden içkin, makinesel ilişkiler, bir ürün ortaya çıkarken aynı zamanda kendi süreçlerince yaratılır, üretilir. Yaratım, içkin ilişkilerin ikinci öğesidir. Üçüncü olarak, bu tür süreçler, bir var olma eğilimine, onları harekete geçiren bir edimselleşme gücüne sahip olmalıdırlar. Erotik karakterini yitirmeksizin, yetişkin cinselliğinden yersiz yurtsuzlaştırılmış bir kavram olan arzu herhangi bir bağlama ya da ilişkiye uygulanabilir hale gelir: İçkin ilişkinin üçüncü öğesi olan çoklukların bir sentezi sayesinde arzu, ilişki üreten bir kendiliğinden ortaya çıkıştır. Arzu, hem kendi varoluş haline gelme erkiyle hem de tutarlılığını sağladığı özgül çoklukla ilgili olarak mak:inesel ilişkinin kendisidir. 

Çokluk, yaratım ve arzu, Deleuze ve Guattari için toplumsal bilinçdışının başlıca öğeleridir: Bu öğeler; "yersiz yurtsuzlaşma" (yabancı alanlarda gezinmek), "yoğunluk" (canlılık ve dirimsellik), "makine" (bileşenlerin oluşturduğu üretken toplanış), "tutarlılık" (bir arada durma), "tekillik" (biricik ve dikkate değer ya da bir sürecin sınırı), "edimsellik" (somut mevcudiyet), "virtüellik" (kendi başına algılanamaz olan gerçek potansiyel) ve "içkinlik" (yan yana mevcudiyet, etkilenme yeteneği) gibi kavramlara dayanarak anlaşılır. Üç ana kavram, birbirinden ayrılamaz ve sadece sezgisel olarak bir arada kavranabilir. Bir toplumsal bilinçdışının bu öğeleri, kişinin erişim sağlayabileceği gizli enerji depolarıymışçasına, hiçbir bakımdan metafizik bir ön varoluşa sahip değillerdir; onlar, çoğaltılmalı, yaratılmalı, arzulanmalıdır. Bu nedenle, esas olarak potansiyelin önünü açmayı hedefleyen kurama ait eleştirel ve yıkıcı yönlerinin, kendi başlarına yararı yoktur. Deleuze ve Guattari'nin "arzu devrimi", insan özgürlüğü önündeki engelleri kaldırma ve ortaya çıkan anarşiyi kutlama sorunu değildir. Bu öğeler ayrıca, tüm olaylarda ve toplumsal durumlarda mevcutlanış gibi, metafizik bir her yerde hazır ve nazır oluşa sahip değillerdir. Kuramın, toplumsal olaylardan ve kültürel ürünlerden en iyi anlamı seçmek için tasarlanmış, yorumlayıcı yönlerinin de kendi başlarına bir faydası yoktur. Bu yüzden "arzu devrimi," sadece toplum kavrayışları içindeki farklılıkları, değişimleri ve başıboş dolaşmaları vurgulama sorunu değildir. 
Deleuze ve Guattari, çokluğu, yaratımı ve arzuyu toplum içinde mevcut kılmayı amaçlar. Çokluk ve yaratımı çalışmasına olabildiğince katmayı amaçlayarak kuramcı, bir arzu atletine dönüşür; o halde kuramsal yapıt, başka ürünlerle yan yana bulunabilen bir ürün haline gelir; onları etkileyerek, onlarla etkileşime girerek yeni patikalara açılır. Kuram toplumla arzu içinde ve arzu aracılığıyla ilişki kurar. Bu, Deleuze ve Guattari'nin yapıtlarındaki bilginin tuhaf konumunu açıklar. Seçilmiş sonuçlara götüren pratik kararlarla ilişkili olarak, evrensel, yansız bir perspektiften bakarak tüm durumlarda ve olaylarda mevcut olan süreçlerin ansiklopedik bilgisini aramazlar. Onlar, daha iyi bir topluma yönelik bir dönüşüm programına kalkışılabilmesi için, ustün bir perspektiften bakarak toplumsal süreçlerin eleştirel bilgisini de aramazlar. Bilgi, bir kitaplıktaki olabildiğince çok kitabın temel noktalarını yineleme sorunu da değildir artık. Ya da bu kitapların zayıflıklarını ve başarısızlıkları eleştirebilme sorunu hiç değildir; bilgi, başkalarıyla karşılaşmalar aracılığıyla, kitaplıktaki en ilginç ve en derin kitaplara doğru kendini yönlendirme yeteneğine benzer daha çok. Sadece bu bilgi sayesinde arzu uyandırılabilir. 

Arzu, bir içkin ilişkiler düzlemi olarak ele alındığına göre, toplum içinde bulunan gerçek ilişkiler, uzlaşımlar ve anlamlar tarafından biçimlendirilir. Benzer şekilde tüm bilgi, kendisinin de dahil olduğu toplumsal oluşumlar tarafından biçimlendirilir. Belli bir toplumsal oluşumu meydana getiren içkin ilişkiler kümesi, belirli bir anda farkına varılabilen şeylerin türünü belirler aslında. Bu yüzden arzu, toplumsal bilinçdışıdır: Arzu, bilinci oluşturur ve koşullandırır, öyle ki sonunda imgeler sadece, kişinin içine gömüldüğü toplumsal ilişkilerin ürünleri haline gelir. Bu anlayış, düşünce üretiminin koşullarıyla ilgili aşkın bir felsefe; toplumu oluşturan içkin ilişkilerle ilgili toplumsal bir kuram; toplumun, o topluma ait toplumsal bilinçdışının dönüştürülmesi yoluyla dönüştürülmesiyle ilişkili bir arzu politikası arasında bir karşılaşmaya yol açar. Arzu politikası, Deleuze ve Guattari'nin düşüncesinin tek amacıdır; toplumsal bilinçdışı ise onun tek araştırma alanı.  Eğer arzu, doğal olarak çokluğu ve yaratımı arıyorsa, o halde, arzunun kendi kendine üretimine engel olan toplumsal oluşumların nasıl ortaya çıktığı sorunu gündeme gelir. Deleuze ve Guattari, sabit bir statüye ve metafizik bir varoluşa sahip görünümler taşıyan, belirli toplumsal düzenlemeler içinde üretilmiş içgüdü, gereksinim, istek ve çıkarı arzudan ayırt ediyor. öncekiler gerçektir, ancak, belirli bir makinesel toplumsal düzenlemenin ürünüdürler; aksine arzu, düzenlemenin kendisidir. Gereksinim ve çıkarların arzuyla bir benzerlik taşıyacağını varsaymak için bir neden yoktur. Sonuçta, bilinçdışı arzu, çıkarlara ve bilinçli isteklere karşı hareket edecek şekilde üretilebilir. Arzunun, çokluğun ve yaratımın varoluş kazanmalarını önlemek üzere toplum içinde iş gören sayısız güç vardır; bunlar, bir potansiyelin gerçekleşmesini engellemekten daha çok başka ilişkilerin meydana gelmesi için kendilerini araya sokarak iş görürler. İçkinliği ve tutarlılığı kesintiye uğradığı zaman arzu, bir başka arzu tarafından "bastırılır." Bir erk oluşumu, içkin ilişkilerden oluşur, fakat bir canlı türü sayesinde bir genetik kodun korunması gibi, kendisinin bir parçasını koruyacak biçimde yapılandırılır; sonuçta özünü dönüştürecek yeni karşılaşmalara ve ilişkilere engel olur. Bir toplumsal oluşumun sabit bileşenleri, fiziksel değildir; çünkü tüm fiziksel yapılar, gelir ve giderler. Aksine toplumsal oluşum, anlam düzeyinde var olur: örneğin bu, bir genetik kod, bir uzlaşım, bir değer, bir ideal, bir gelenek, bir alışkanlık, bir kurum, bir dil ya da bir din olabilir. Erk, arzuyu, bilinç dışını ve sonunda da bilinci biçimlendirerek toplumsal ilişkileri örgütleyen, belirli bir anlam türünün kuruluşu aracılığıyla iş görür. Aslında gerçek bir toplumsal oluşum parçalandığında anlamlar, insanlığın gerçekliği yorumlamasına ve yeni ilişkilerin kurulmasına yarayan bir ağ olarak geriye kalır. Tanrı devrilmiş, ama yerine insanlık geçmiştir; bir çarın yerini Stalin alır. 

Arzu politikası, insanların kendi yararlarına olacak şekilde arzulamaya, düşünmeye ve hareket etmeye başlayabilmeleri ve kendi arzularıyla ilgilenebilmeleri için, arzu ile çıkar arasındaki ikili karşıtlığı bozmayı amaçlar. Arzu doğrudan bilinç dışına yönelik hareket eder, fakat kendi toplumsal bağlamına ve aynı zamanda kendi anlam türlerine göre hareket ederek bunu yapabilir ancak. Kuram, "başka türlü düşünme", yeni düşünce ve ilişki türleri, toplum türleri keşfetme çabasına dönüşür. Kuram, arzunun serbest kaldığı, kolektif bir toplumsal mekan kıyı amaçlar ve heterojen çokluklar arasında içkin ilişkilerin yaratımıyla bulaşarak yayılabilir. Deleuze ve Guattari'nin yapıtlarında yinelenen bu üçlü tema, bilgi, erk ve arzu, bağımsız etkinlik boyutları ya da alanlan değil, birbirlerine ulaşarak birbirlerini çoğaltan üç ayrılmaz stratejik cephe oluştururlar. Bilgi, toplumda var olan çokluk ve ilişki türleriyle ilgilidir; erk, ilişkilerin üretiminde ve dönüştürülmesinde kulanılan stratejilerle ilgilidir; arzu ise, yaratım ve ilişkinin arkasındaki itici kuvvet ile ilgilidir. Bir alandaki değişimlerin diğerlerini nasıl etkilediğini, kendileri üzerine gerisin geri nasıl tepki verdiklerini araştırıyor. Deleuze ve Guattari metinlerinde bilginin, erkin ve arzunun nasıl iş gördüklerini inceleyerek yoluna devam ediyor. 

 

Goodchild, Philip. "Gilles Deleuze and The Question Of Philosophy." (1996).

Gilles Deleuze Kimdir?
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri