Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Pierre Bourdieu: Eğitim ve Kültürel Yeniden-Üretim

Eşitsizlik ve Eğitim-Öğretim Kuramları- 3 

 


Pierre Bourdieu: Eğitim ve Kültürel Yeniden-Üretim

 

Bu kuramsal yaklaşımların bazı temalarını birbirine bağlamanın belki de en aydınlatıcı yolu kültürel yeniden üretim kavramından geçmektedir (Bourdieu ve Passeron 1977, Bourdieu 1986, 1988). Kültürel yeniden üretim, okulların, öteki toplumsal kuramlarla birlikte, toplumsal ve ekonomik eşitsiz­likleri kuşaktan kuşağa aktararak sür­dürmeye yardım etme yollarına karşılık gelmektedir. Kavram, dikkatleri, okulların, Illich'in  “gizli müfredat” adını verdiği şey sayesinde, değerlerin, tutumların ve alışkanlıkların öğrenilmesini etkileme araçlarına çevir­mektedir. Okul, daha önce edinilmiş kültürel değerlerdeki ve bakış açıların­daki değişimleri pekiştirir; bunlar, okulu bitiren çocukların karşılarına çıkacak fırsatlar bakımından, bazıları için destek bazıları için köstek olurlar. Bernstein'ın betimlediği dil kulla­nım biçimleri, hiç şüphesiz, ilgi ve beğenilerdeki değişimlerin temelini oluşturan bu tür geniş kapsamlı kültürel değişikliklerle bağlantılıdır. Alt sınıftan gelen çocuklar ve çoğu kez de azınlık çocukları, okulda egemen olanla çatışan konuşma ve eyleme biçimleri geliştirir­ler. Okul, öğrencilere disiplin kurallarını ve akademik öğrenmeye sevk edici öğretmen yetkesini zorla benimsetir. İşçi-sınıfından gelen çocuklar, okula başladıklarında, üst sınıflardan gelen çocuklara göre, daha fazla kültürel çatışma yaşarlar. Aslında, ilk gruba ait çocuklar yabancı bir kültürel ortamın içine düşmüşlük duygusu yaşarlar. Bu çocukların, yalnızca, yüksek bir akademik başarı düzeyi yakalama konusunda daha az güdülenme olasılığı yoktur, aynı zamanda, Bernstein'ın tespit ettiği gibi, edinmiş oldukları konuşma ve eyleme biçimi de öğretmenlerinkiyle, iletişim kurmak için -her iki taraf da elinden geleni yapsa bile, uyuşmaz.
Çocuklar okulda uzun saatler geçirirler. Illich'ın vurguladığı gibi, derslerde kendilerine resmi olarak öğretilenden daha fazlasını bu ortamda öğrenirler. Çocuklar, kendilerinden dakik olmalarının ve yetkelerin kendi­leri için belirlediği işlere kendilerini istekle ve özenle vermelerinin bek­lendiğini öğrenerek çalışma hayatının nasıl bir şey olacağına ilişkin bir ön deneyim kazanırlar (Webb ve Wester- gaard 1991).


Çalışmak İçin Okumak: Paul Willis’in Kültürel Yeniden- Üretim İncelemesi


Paul Willis'ın Birmingham'da bir okulda yaptığı alan çalışması raporun­ da, kültürel yeniden üretime ilişkin ayrıntılı bir tartışma yer alır (1977). Çalışma otuz yıl öncesine ait olsa da, klasik bir sosyolojik araştırma olma özelliğini korumaktadır. Willis'ın sorguladığı konu, kültürel yeniden üretimin nasıl oluştuğuydu ya da kendi deyişiyle, “işçi sınıfından çocukların nasıl olup da işçi sınıfına  özgü işler edindiği” idi. Çoğu zaman, eğitim-öğretim süreci boyunca, alt sınıftan ya da azınlıklardan gelme çocukların, gelecek iş yaşamlarında yüksek kazançlı ya da yüksek statülü bir iş edinmeyi ummak için “yeteri kadar zeki olmadıkları”nı kolaylıkla kabullen­me noktasına geldikleri düşünülür. Başka bir deyişle, akademik başarısızlık deneyimi kendilerine entelektüel sınırlılıklarını kabul etmeyi öğretir; “ikinci derece” olduklarını kabul ede­rek, fazla bir olanak sunmayan mesleklere yönelirler.  

Willis'ın işaret ettiği gibi, bu yorum, aslında insanların yaşantılarında ve deneyimlerinde ortaya çıkan gerçeklikle hiç de uyuşmamaktadır. Yoksul bölge­lerden gelenlerin “sokak bilgeliği”nin, akademik başarıyla ilgisi çok az olabilir ya da hiç olmayabilir ama bu bilgelik, okulda öğretilen entelektüel becerilerin her biri kadar ince zekaya dayalı, becerikli ve karmaşık olan bir dizi yetenek barındırır. Okulu bitiren çok az çocuk, belki de hiçbir çocuk, “ben aptalın birisiyim, dolayısıyla da bütün gün bir fabrikada kutu diziyor olmam, tamamen adil ve doğrudur” diye düşünür. Daha az ayrıcalığa sahip alt yapıdan gelen çocuklar, kendilerini yaşamları boyunca başarısız olacak kişiler olarak görmeksizin, adi işlerde çalışmayı kabul ediyorlarsa, burada başka etkenler aramak gerekir. 

Willis, çalışmalarını, okulda belirli bir grup erkek çocuk üzerinde yoğun­laştırmış ve onlarla uzun zaman geçirmiştir. Kendilerine “delikanlılar” diyen bu çetenin üyeleri beyaz çocuk­lardı ve ayrıca, okulda Batı Hint ve Asya kökenli bir çok çocuk da vardı. Willis, bu delikanlıların okulun otorite sistemi  hakkında son derece isabetli ve her şeyin farkında olan bir anlayışa sahip olduklarını ama bunu sistemle uyuşmak için değil, onunla çatışmak için kullandıklarını fark etti. Bu çocuklar okulu yabancı ama kendi amaçları için kullanabilecekleri, bir ortam olarak görüyorlardı. Öğretmenlerle çoğu kez küçük tartışmalar şeklinde girdikleri- sürekli çatışma halinden ise zevk alıyorlardı. Öğretmenlerinin kişisel olarak çabuk incinebilir noktalarını olduğu kadar, yetke iddialarının zayıf noktalarını görmede de ustaydılar.Örneğin, sınıfta, çocuklardan, yerlerinde oturmaları, sessiz olmaları ve işleriyle ilgilenmeleri beklenir. Oysa, delikanlılar, öğretmenin bakışları bir an içlerinden birisi üzerinde odaklandı­ğında onu kurtarmak amacıyla hemen hareketlenmekteydiler; birbirlerine gizlice bir şeyler fısıldamaya ya da baş­ kaldırmak üzere oldukları görüntüsü verecek ama aynı zamanda sıkıştırıldıklarında açıklamasını yapabilecekleri şekilde, açıkça konuşmaya başlamak­taydılar. Delikanlılar, iş hayatının büyük ölçüde okul gibi olacağının farkınday­dılar ama yine de hayata atılmayı dört gözle beklemekteydiler. İş ortamından hoşnut olma gibi bir beklentileri olmamasına karşılık, maaş alma düşüncesi onları sabırsızlandırmaktaydı. Yaptıkları -lastik tamiri, halı döşeme, muslukçuluk, badanacılık ve dekorasyon gibi- işlerden dolayı aşağılık duygusuna kapılmaktan uzak bir şekilde, tıpkı okula karşı olduğu gibi işe karşı da reddedici bir üstünlük tavrı sergilemekteydiler. İşten gelen yetişkin yerine konulmaktan hoşlanmakta, ama “kariyer yapmak” ile ilgilenmemektey­diler. Willis'in işaret ettiği gibi, mavi yakalı (kol gücü gerektiren iş) ortam­larda çalışma, çoğu kez, delikanlıların okul-karşıtı kültürlerinde yarattıklarına oldukça benzeyen -şakacılık, hazır cevaplık ve gerektiğinde otoritenin bir şey talep etmesini engelleme becerisi gibi- kültürel özellikler içerir. Ancak daha sonraları, oldukça yıpratıcı ve karşılığını alamadıkları işlerde çalışmaya mahkum edilmiş olduklarını anlayabi­lirler. Evlenip bir aileye sahip olduk­larında, belki, geriye dönüp aldıkları eğitime yeniden bakar ve umutsuzca- fırsatların elden kaçmış olduğunu görürler. Bununla birlikte, bu düşünce­lerini kendi çocuklarına aktarmaya çalışsalar bile, büyük bir olasılıkla ancak kendi anne-babaları kadar başarılı olacaklardır.

 

Giddens, Anthony. Sociology. Macmillan, 2001.

Eşitsizlik ve Eğitim-Öğretim Kuramları- 3
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri