Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Eğitimin Önemi

Eğitim

 

Shaun, 1998'de ilkokulda iki yılı geride bırakmıştı. Çalışkan, yoksul, beyaz, işçi sınıfından bir çocuktu ve gideceği ortaokula ilişkin net düşünce­leri vardı: “Westbury'ye gitcem, çünkü arkadaşım Mark oraya gidiyo, kız arka­daşım da...Sutton Boys bu çevredeki en kötü okullardan birisi, oraya yalnızca serseriler gider”. Bir yıl sonra ise Shaun, bu kadar kesin konuşamıyordu: “Westbury'ye gitmeyebilirim, kardeşle­rimden ve uzaklığından dolayı, orda hiç kardeşim yok ve biraz uzak, bu yüzden başka bir yer için başvurup yedek listeyi bekleyebilirim... ya da bütün arkadaş­larım oraya gittiğinden Sutton Boys'a gidebilirim”.

Shaun'un müdürü, Bayan Whitticker, Westbury'nin çok riskli bir seçim olacağını, çünkü hem uzak hem de oturdukları yerin Westbury su toplama havzasının kıyısında olduğunu söyle­mişti. Shaun ve annesi, böylece, Sutton Boys'a gitme fikrini kabullenmek zorunda kaldılar. Shaun'un annesi derin bir düş kırıklığına uğramakla birlikte öneriye uyar: “Sutton'a gitme fikrine oturup ağlamalıydım ama başka bir seçeneğimiz var mı”, diyor Bayan Whitticker, “yok”. Shaun ve annesi Sutton Boys’un kötü ününden dolayı endişe­liydi. Shaun'un dediği gibi: “Annem ve ben eğitim kalitesinin çok düşük olabileceğini düşünüyoruz, çünkü Sutton'daki her şey tam bir saçmalık”.

Shaun, ortaokula başlamadan ön­ce kendisi ve annesi arasında, var olan kötü ününe rağmen Sutton Boys'da Shaun'un nasıl başarılı olabileceği konusunda “bir yığın ciddi tartışma” yaşandı. Annesi Maura, “Aramızda bir çok şeyi açık yüreklilikle konuştuk. Soruna çok cesurca yaklaşıyor ama nasıl endişeli olduğunu da görebiliyorum. Kendisine, çocuklardan yaptıkları işle övünmeleri beklenen Westbury gibi bir okula değil de herkesin her zaman pislik yaptığı bir okula gitmesi durumunda derslerine dört elle sarılması gerektiğini söyledim”. Shaun da oradaki “ortama kapılmamak için” kendisini hazırlıyor ve “daha sıkı çalışacak derslerine, çünkü ortaokul günleri hayatındaki en önemli günler olacak, GCSE'ye hazırlandığınız bir dönem çünkü bu”. Daha sonraki birkaç yıl boyunca Shaun, sürekli, okul bahçesinde bir ka­badayı ama sınıfta çalışkan bir öğrenci olma arasındaki gerilimle yüz yüze gel­di. Ortaokula başlamasından hemen önce  Shaun'nın Suttan Boys'un onun için uygun bir okul olabileceği yönün­deki temel dayanağı bir çok arkadaşının da oraya gidiyor olmasıydı. Shaun, ortaokula başladığı ilk yılın birinci döneminin sonunda, bazı insanlarla arkadaşlık ilişkisinin değiştiğini söylü­yordu. İlkokuldaki en iyi arkadaşı olan David'le artık arkadaş olamayacağını söylüyordu, çünkü öncekinden farklı düşünüyordu:  David ne zaman bir kavgaya karışsa ben her zaman yardım etmek için onun yanın­daydım. Biz her zaman birbirimize yardım ederdik ya da her kim kavgada bizim yardımımıza ihtiyaç duyarsa onun yanında olurduk. Fakat artık burada kavgaya karıştığım söylenemez. Kavga beladan başka bir şey getirmez, bu nedenle mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyo­rum ... Kavga, bir şeyler öğrenmek istemeyen ve okulda başarılı olmayı düşünmeyen çocuklar için ve ben böyle birisi olmak istemiyorum. Shaun ilkokulda kavgaya karıştığı için iki defa geçici uzaklaştırma cezası almış ve çevresinde, Sutton Boys'da hayatta kalmak için can alıcı öneme sahip bir şey olarak gördüğü, “kaba­ dayı” olmakla ünlenmişti. Buna rağ­men, Shaun, akademik başarı için, kendisini akranlarının geri kalanından bilerek ayırdı: “Diğer çocuklar öğret­mene kağıt yuvarlayıp atarken, ben yerimde oturup dikkat çekmemeye çalıştım”. Yalnızca iki oğlan çocuğu daha “başlarını öne eğerek ve kendile­rini çalışmalarına vermeye çalışarak”, bölgede egemen olan erkek-emekçi- sınıf kültürünün “dışındakiler” olabil­di. Bunlardan birisi bir Amerikalı ve Shaun'un deyişiyle “işe yaramaz zeka”nın tekiydi. Diğeri ise bir Polonya­lIydı ve ailesi sürekli naklini başka bir yere almaya çalışıyordu. Shaun akranla­rına sürekli yine gerçek bir “delikanlı” olduğunu kanıtlamak ve bir kez daha, ama bu kez bir “inek” olarak sınıflan­dırılmaktan kurtulmak zorundaydı. Bunun bir sonucu olarak, Shaun, sınıftaki çalışkan çocuk görüntüsünün tam tersine, onunla hiç uyuşmayacak biçimde, sokakta ve okul bahçesinde eski benliğini yeniden hortlatmaktaydı. Sınıftaki “inek”liğinin bedelini -çoğu kez- bir “kabadayı” ve bir “becerikli futbolcu” olarak ödeyerek oldukça farklı bir kimlik geliştirdi. Bu durum Shaun'ı, kazara başının belaya girme­sinden korkan annesiyle çatışmaya sü­rükledi. Ortaokulda, akademik çalışma ile kabadayı olma arasındaki gerilim büyüdü ve Shaun zaman zaman daha genç olmayı diler hale geldi: Ya her şey gittikçe daha da zorlaşı­yor çünkü benim bazı arkadaşlarım gibi, bazı çocuklar, ya işte, ya onlar “sen öğretmenin evcil hayvanısın” diyor. Tamam mı? Ne yani? Şimdi ben öğret­men bir şeyler anlatmaya çalışırken konuştuğunuz için size çenenizi kapatın dediğim ve ödevlerimi yaptığım için öğretmenin evcil hayvanı mı oluyorum? Onlar bildiklerini okuyor “sen hala öğretmenin evcil hayvanısın”demeye devam ediyorlar. Tamam, ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin, başka yolu yok. Shaun'ın sosyolog Diane Reay ile 1997-2001 yılları arasında yaptığı görüşmelerde anlattığı bu öyküsü, bu bölümde ele alınacak olan bir çok temel sorunu dile getirmektedir.  Shaun'ın ilkokuldan ortaokula geçiş öyküsü, eğitim ile sınıf ve toplumsal cinsiyet gibi daha geniş toplumsal yapılar arasındaki bağlantılara ilişkin sorunları gün yüzüne çıkarıyor (Reay 2002).

Britanya'daki eğitim sisteminin kökenlerini ve gelişimini araştırmaya başlamadan ve Shaun'ın hayatını da etkilemiş olan, örneğin orta­ okula geçişte ebeveynin “seçimi”, okullarda eğitimin kalitesi ve başarısız okulların önüne nasıl geçileceği gibi bir çok sorun dahil olmak üzere, eğitimin yol açtığı son siyasal tartışmaları ele almadan önce oldukça kapsamlı bir soruyla başlayacağız: “Eğitim ne içindir?”. Dolayısıyla, toplumsal cinsi­yet, etniklik ve sınıfsal konumla iç içe geçen, eğitimdeki eşitsizlikler sorununu ele almadan önce, eğitime kuramsal yaklaşımın önde gelenlerinden bir kaçını gözden geçireceğiz. 

 

Eğitimin Önemi

 

Eğitim sosyologlar için neden önemli bir meseledir? Sosyolojinin kurucularından birisi olan Durkheim'a göre, eğitim çocukların sosyalleşme­lerinde önemli bir yere sahiptir.En önemlisi, Durkheim'e göre, eğitim ve özellikle de tarih aracılığıyla çocuklar, toplumdaki ortak değerlere ilişkin, ayrı fertlerden oluşan topluluğu birleştirici bir anlayışa ulaşırlar. Bu ortak değerler, dinsel ve ahlaki inançları ve bir öz-disiplin anlayışını içerir. Durkheim, eğitimin, çocukların, toplu­mun işlevini yerine getirmesine katkıda bulunan toplumsal kuralları içselleştirmelerini olanaklı kıldığına inanır. Durkheim (1925), sanayileşmiş toplumlarda eğitimin çocukların toplumsallaşmalarında başka bir işleve daha olduğunu ileri sürer: Uzmanlaşma gerektiren işlerin yürütülmesi için gereksinim duyulan becerileri öğretir. Eskiden, geleneksel toplumlarda mes­leki beceriler aile içinde öğrenilebilmekteydi. Oysa toplum daha karmaşık bir yapı kazandıkça ve malların üretiminde iş bölümü ortaya çıktıkça, eğitim düzenide uzmanlık gerektiren çeşitli mesleki rollerin gereğinin yerine getirilmesinde gereksinim duyulan becerilere yönelecek şekilde gelişme gösterdi.

Eğitime farklı bir işlevselci yakla­şım da Amerikalı sosyolog Talcott Parsons'ın yaptıklarında bulunur. Gelgeleüm Durkheim, ondokuzuncu yüzyıl Fransız toplumunun gittikçe artan ölçüde bireyci bir nitelik kazanma süre­ciyle ilgilenip eğitimin toplumsal daya­nışma yarattığını savunurken, yirminci yüzyılın ortalarında Parsons, eğitimin işlevinin çocuğa bireysel başarının değerini aşılamak olduğuna inanmakta­dır. Bu değer, sanayileşmiş toplumların işlevlerini yerine getirmelerinde can alıcı öneme sahiptir ama aile içinde öğrenilemez. Aileler çocukları belirli bir tarzda eğitir. Bir çocuğun aile içindeki statüsü kendisine atfedilir.; büyük ölçüde doğumuyla birlikte sabitlenir. Buna karşılık, bir çocuğun okuldaki statüsü büyük ölçüde başarılarak kazanılır. Okullarda çocuklar örneğin sınavlar gibi evrensel ölçütlere göre değerlendi­rilir. Parsons için, eğitimin işlevi, çocukların, ailenin özel ölçütlerinden modern, yetişkin toplumun gereksinim duyduğu evrensel ölçütlere ilerlemele­rini olanaklı kılmaktır. Parsons'a göre, okullar, etkinliklerini büyük ölçüde tıpkı daha büyük toplumlar gibi meritokratik (liyakata dayalı) bir temel üzerinde yürütürler: Çocuklar statüleri­ni, cinsiyetlerine, ırklarına ya da sınıf­larına göre değil, gösterdikleri üstünlüklere ya da değerlere göre kazanırlar (Parsons ve Bales 1956).  Parsons'ın, okulların liyakat ilkelerine göre hareket ettiği görüşü yoğun eleştiriler almıştır. Toplumsal çatışma kuramlarının etkisi altındaki sosyologlar, atfedilen eşitsizlik­ lerin eğitim sistemi içerisinde yeniden üretildiği durumlara dikkat çekmek­tedir.

 

Giddens, Anthony. Sociology. Macmillan, 2001.

 

Eğitim
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri