Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Cinsiyet Ayrımcılığı Yapmadan...

Cinsiyet Rolleri

Cinsiyet Ayrımcılığı Yapmadan Çocuk Yetiştirmenin Güçlüğü

 

June Statham (1986), cinsiyet ayrımcılığı yapmadan çocuk yetiştir­meye kararlı bir grup anne ve babanın deneyimini incelemiştir. Araştırmada, altı aylıktan on iki yaşına kadar çocukları olan on sekiz aileden otuz yetişkin yer almıştır. Anne babalar, orta sınıftan gelmektedir ve çoğu, öğretmen ya da öğretim üyesi olarak akademik çalışma içindedirler. Satham, anne babaların çoğunluğunun yalnızca kızların erkek oğlanlara benzemesine çalışma yoluyla geleneksel cinsiyet rollerini değiştirmeye kalkmadıklarını, ancak dişilik ile erkeklik arasında yeni birleşimleri güçlendirmeye çalıştıklarını bulmuştur. Bu anne babalar erkek çocukların baş­ kalarının duygularına karşı daha duyarlı olmalarını ve sıcaklıklarını dile getire­bilmelerini istemişler; buna karşılık kızlar da öğrenme ve kendilerini geliştirme fırsatları aramaya yöneltil­mişlerdir. Bütün anne babalar, varolan cinsiyet kalıplarıyla savaşmanın zor olduğunu görmüşlerdir. Onlar, çocuk­ları toplumsal cinsiyete göre sınıflan­mayan oyuncaklarla oynamaya ikna etmekte oldukça başarılı olmuşlarsa da, bu bile pek çoğunun beklediğinden daha zor olmuştur. Bir anne, araştırma­cıya şu yorumda bulunmuştur: Bir oyuncakçıya girerseniz, erkekler için savaş oyuncakları, kızlar için de evcilik oyuncaklarıyla dolu olduğunu görürsü­nüz; bu da toplumun durumunu özetlemektedir. Bu, çocukların toplumsal­laşma biçimidir: erkek çocuklara öldürmeyi ve incitmeyi öğretmenin bir sakıncası yoktur; bence bu düşünce korkunç ve bizi hasta ediyor. Oyuncakçılara gitmemeye çalşıyorum; öylesine kızgınım. Pratik olarak, çocukların tümü gerçekte, kendilerine yakınlarının verdikleri toplumsal cinsiyete göre sınıflanan oyuncaklara sahiptir ve bunlarla oynamaktadırlar. Şimdi artık, esas karakterlerinin güçlü, bağımsız kızlar olduğu kimi öykü kitapları bulunabilir, ne ki bunların pek azı erkek çocuklarını geleneksel olmayan rollerde gösterirler. Beş yaşındaki bir çocuğun annesi, çocuğuna okuduğu kitaptaki karakterlerin cinsi­yetlerini değiştirerek okuduğunda çocuğunun buna gösterdiği tepki hakkında şöyle demektedir: Aslında, oldukça geleneksel rollerdeki bir erkek ve bir kız çocuğunun bulunduğu kitaptaki bütün kızları erkek, bütün erkekleri de kız yaparak okuduğumda biraz huzursuz oldu. Bunu ilk kez yapar­ ken, “sen erkekleri sevmiyorsun, yalnızca kızları seviyorsun” deme eğilimindeydi. Bunun hiç de doğru olmadığını, yalnızca kızlar hakkında yazılmış yeterince kitabın olmadığını ona açıklam am gerekti. (Statham 1986).  Romancı ve eleştirmen Allison Pearson (2002) da, kızına sevdiği Barbielere kıyasla anatomik bakımdan daha az olası bir bebek vermek istediğinde, toplumsal cinsiyetin toplumsallaşmasının ne kadar güçlü oldu­ğunu görmüştür: Bir gün, zehirleyici dalgaya karşı koymak için evime, bir feminist komite tarafından tasarlanmış olan Barbieye benzer bir bebeği eve getirdim. Küçük memeli, haki pantolon giyen bebeğin gelişmekte olan ülkeler için yararlı bir iş gördüğü açıktı. Üstelik bu zavallı sosyal demokrat bebek hiç bir zaman Barbieler ile tanışmamıştı. Kızım korkuyla, “bu bir oğlan!” diye bağırdı; sonra da bu liberal uzlaşıyı, küçük erkek kardeşinin salyangozları koymak için kullandığı kovaya attı.
 

Toplumsal cinsiyetin toplumsallaş­masının çok güçlü olduğu ve buna meydan okumanın husursuzluğa yol açabileceği ortadadır. Bir kez toplumsal cinsiyet “yüklenildiğinde”, toplum bireylerden “kadınlar” ve “erkekler” olarak davranmalarını beklemektedir. Bu beklentilerin yerine geldiği ve yeniden üretildiği yer, gündelik yaşamın pratikleri içindedir (Bourdieu 1990; Lorber 1994).

 

Giddens, Anthony. Sociology. Macmillan, 2001.

Cinsiyet Ayrımı Yapmadan Çocuk Yetiştirmenin Güçlüğü
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri