Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Boş Vakit

Henri Lefebvre

Gündelik Hayatta Çalışma ve Boş Vakit 

 

Gündelik yaşam, felsefe ve tefekkür tarafından, düş ve sanat tarafından, şiddete dayalı eylem, savaş ya da politika tarafından, kaçış ve firar tarafından tarih boyunca çok değişik biçimlerde eleştirilmiştir. Bu eleştirilerin ortak öğesi, bunların özellikle donanımlı, berrak bilinçli, aktif bireylerin (filozof, şair...) eseri olmasıdır. Bununla birlikte, bu bireysel bilinç berraklığı ya da bu faaliyet, bir görünümü ya da yanılsamayı, dolayısıyla daha gizli ve daha derin bir gerçekliği barındırıyordu. Gerçekten de eserler bir dönemin ve bir sınıfın eserleriydi; dolayısıyla bu fikirler, istisnai ve egemen düzlemde, gündelik hayatın üzerinde yükseliyordu. Gündelik yaşamın eleştirisi, böylece, başka sınıfların eleştirisiydi ve esasen üretici çalışmanın küçümsenmesinde ifade buluyordu; en iyi durumda, aşkın bir felsefe ya da dogma adına egemen sınıfın yaşamını eleştiriyordu, ki bu aşkın felsefe ve dogma yine de bu sınıfa aitti. Ortaçağdan “dünyevi” unsurun özellikle sanat ve felsefede ortaya çıktığı döneme (burjuva 18. yüzyıl) dek “dünya”nın ve “dünyevi” olanın eleştirisini böyle anlamak gerekir. Gündelik yaşamın, günümüzün eleştirisinin son biçimlerinden biri, gerçeğin gerçek üstü tarafından eleştirisi olmuştur. Gerçek üstücülük, (gerçeğe hem içkin hem de aşkın olan) olağandışıyla ve sürprizlerle buluşmak için gündelik olandan çıkarak, yavanlığı dayanılmaz kıldı. Bu meziyetin olumsuz bir yanı da vardı: Gerçeği, örneğin çalışmayı (Sovyet filmi Yaşam Yolu’nun  AEAR'deki -Devrimci Yazar ve Sanatçılar Birliği- unutulmaz gösterimi sırasında gerçekleşen ama uzun süredir beklenen gerçeküstücülerle Marksistler arasındaki kopma) aşkın [transcendant] küçümseme.  Bununla birlikte, günümüz insanı, yazar olsun ya da olmasın, kendi gündelik hayatının eleştirisini kendi tarzında, kendiliğinden sürdürür. Ve gündelik hayatın bu eleştirisi gündelik hayatın ayrılmaz parçasıdır; boş vakitler içinde ve bunlar dolayısıyla gerçekleşir. Boş vakit ile gündelik hayat arasındaki ilişki basit değildir: Bu iki terim arasında hem birlik hem de çelişki (dolayısıyla diyalektik bir ilişki) vardır. Bu ilişki, zaman içinde “pazar” ile dışsal ve yalnızca farklı olarak temsil edilen “her gün” arasındaki basit ilişkiye indirgenemez. Boş vakit -kavramı burada incelemeden kabul edelim- çalışmadan ayrılamaz. Aynı insan çalışmadan sonra dinlenir, gevşer ya da kendince bir şeylerle meşgul olur. Her gün aynı saatte işçi fabrikasından çıkar, memur bürosundan. Her hafta, cumartesi, pazar, gündelik çalışmanın düzenliliğiyle birlikte, boş vakitlere aittir. Dolayısıyla, “çalışma-boş vakit” birliğini tahayyül etmek gerekir; çünkü bu birlik vardır ve her bir kişi, kullanabileceği zaman payını çalışmasının ne olduğuna -ve ne olmadığına- göre programlamaya çalışır. Sosyoloji, mevcut halleriyle emekçilerin yaşamının nasıl olduğunu incelemek zorundadır; iş bölümündeki ve toplumsal bütün içindeki yerleri, boş zamanlara ya da en azından boş vakitlerle ilgili gerekliliklere “yansır.” 

Tarihsel olarak, “çalışma-boş vakit” ilişkisi, gerçek bireysellik ve onun gelişimi içinde, her zaman çelişik olarak sunulmuştur. Burjuva toplumuna dek, bireysellik, daha doğrusu kişilik ancak üretken çalışmanın dışında gelişebiliyordu. Antikçağda, Ortaçağda ve hatta burjuva toplumsal ilişkilerin feodaliteden -“dürüst insan”ın 17. yüzyılı- gelen toplumsal ilişkilerle karıştığı dönemde, gelişebilen insan çalışmaz. Bununla birlikte, aristokrat ya da feodaliteye bağlı bu ruhban ya da “dürüst” burjuva, ancak görünüşte toplumsal iş bölümünün ve toplumsal pratiğin dışındadır. Gerçekte bunlar kol emeği ile kafa emeği ayrımının tutsağıdırlar. Dahası, doğrudan ya da dolaylı, bilinçli ya da bilinçsiz, ideolojik düzlemde bile olsa, toplumsal bir işlevleri vardır. Leonardo da Vinci hem mühendis hem de sanatçıydı. Rabelais hekim ve yazardı; hem ansiklopedik bir beyin hem de epik bir romancıydı. Montaigne idareciydi. Descartes önce memur, sonra da bilgindi… Bu dönemin insanının toplumsal pratikten gerçekten, ayrılmasına ve yalnızca boş vakte -tembellik- kendini vakfetmesine bağlı olarak, kişisel ve sınıfsal bakımdan yıkıma doğru gitmiştir. Bir başka unsur da sorunu karmaşıklaştırır. Bu dönemlerde, bu üretim tarzlarında, üretken çalışma gündelik hayata karışıyordu: Örneğin köylülerde, zanaatkarlarda bu görülür. Köylü yaşamını sanayi emekçisinin yaşamından günümüzde bile gayet derinden ayıran şey, özellikle üretken faaliyetin bütün olarak yaşama bu içkinliğidir. Çalışma yeri evin etrafında düzenlenir; çalışma, ailenin gündelik hayatından ayrılmaz. Köylü topluluğunun (köyün) buyrukları, vaktiyle, şenlikleri olduğu kadar zahmetli çalışmanın ve ev yaşamının örgütlenmesini de kurala bağlıyordu. Böylece, kelimenin tam anlamıyla bireysel olmayan, ama topluluk ya da korporasyon bağlan -ve sınırları- içine dahil olmuş insanların yaşamı belli bir noktaya kadar gelişebiliyordu. 

Burjuva toplumuyla birlikte, bu çeşitli öğeler ve ilişkileri altüst olmuştur; bir anlamda birbirinden farklılaşmış, bir anlamda da bir bütün içinde birleşmiştir. Burjuva toplumu çalışmaya yeniden değer vermiştir, özellikle yükseliş döneminde; fakat çalışma ile bireyselliğin somut gelişimi arasındaki ilişkinin yüzeye çıktığı tarihsel dönemde, bu çalışma giderek daha parçalı bir karakter ediniyordu. Aynı zamanda, birey, karmaşık toplumsal ilişkilere daha fazla gömüldükçe tecrit oluyor ve kendi içine kapanıyordu. Bireysel bilinç (özel bilinç ve toplumsal ya da kamusal bilinç şeklinde) bölünüyor, un ufak oluyordu (bireycilik, uzmanlaşma, faaliyet alanlarının birbirinden ayrılması, vb.). Dolayısıyla, aynı zamanda, insan “insan olarak” emekçiden ayrılmıştır (bu ayrılma elbette proletaryadan çok burjuvazinin içinde daha nettir). Aile yaşamı üretken faaliyetten ayrılıyordu. Boş vakit de. Bunun sonucunda, gündelik hayat kavramı bile belli bir müphemliğe gömülür. Gündelik hayat nerededir? Çalışmada mı boş vakitte mi? Aile yaşamı ve kültürün dışında “yaşanan” anlarda mı? İlk önce bu soruya cevap vermek gerekmektedir. Gündelik hayat bu üç öğeyi, bu üç veçheyi kapsamaktadır. Gündelik hayat, bunların birliği ve bütünlüğü olarak somut bireyi belirler. Bununla birlikte, bu cevap tamamen tatmin edemez. Somut bireysel insanın başka insanlarla canlı teması nerede gerçekleşir? Parçalı çalışmada mı? Aile yaşamında mı? Boş vakitte mi? En somut olarak nerede gerçekleşir? Birden çok temas tarzı var mıdır? Bu temaslar, model olarak temsil edilen şemalara mı varır? Yoksa, sabit tutumlara mı? Tamamlayıcı mıdırlar, çelişik mi? İlişkileri nedir? Temel belirleyici kesim hangisidir? Hem son derece zengin (en azından potansiyel olarak) hem de son derece yoksul, yoksun, yabancılaşmış olduğunu; kendi kendine açık edilmesi gerektiğini; ve zenginliğinin güncelleşmesi ve yenilenmiş bir kültür içinde gelişebilmesi için dönüştürmek gerektiğini bildiğimiz bu gündelik hayatın yoksulluğu ve zenginliği nerededir? 


Gündelik hayat öğelerinin (çalışma -ailevi ve “özel” yaşam- boş vakit) birbirine dışsallığı bir yabancılaşma içerir. Aynı zamanda da belki bir farklılaşma, verimli çelişkiler içerir. Her koşulda, bir bütünü (tümlüğü) öğeleriyle ilişkisi içinde incelemeliyiz. Boş vaktin toplumsal tarihi, evreleri birbirine karışabilen ya da bir biriyle çelişebilen bir gelişim boyunca yeni ihtiyaçların doğuşunu ve hem olgunun hem de kavramın dönüşümünü gösterir. 

Başlangıçta, boş vakit, gündelik hayatın diğer veçhelerinden pek ayrılamayan küresel ve farklılaşmamış bir faaliyete yer verir (pazar günü ailecek gezinti, yürüyüş). Daha üst düzeyde, boş vakit pasif tutumlar içerir. Sinema ekranı karşısındaki seyirci, potansiyel olarak “yabancılaştırıcı” karakteri hemen ortaya çıkan bu pasifliğin yaygın bir örneği ve modelidir. Bu tutumların ticari sömürüsü de özellikle kolaydır. Son olarak, en üst düzeyde, boş vakit, tekniklere bağlı ve sonuç olarak, mesleki uzmanlaşmanın dışında olma koşuluyla (örneğin fotoğraf), teknik bir unsur içeren aktif tutumlara, çok uzmanlaşmış kişisel meşguliyetlere yol açmıştır. Bu, kültürlü ya da kültürel boş vakittir. Bu kısa inceleme, boş vaktin kendi içindeki ve gündelik hayat karşısındaki çelişik karakterini anında gün ışığına çıkartır. Boş vakit, zıt olasılık ve yönelimler içermektedir; kimileri, pasiflik yoluyla yoksullaşmaya doğru giderken, kimileri zenginleşmeye doğru gider; kimileri farksızlaşmışken (bu, belli bir düzeyde geçerlidir), kimileri çok farklılaşmıştır; sonuçta kimileri boşluk içine kaçışı içerir, kimileri ise, zaman zaman çok yetkinleşmiş teknik bir deneyim dolayısıyla “doğa”ya, dolaysız ve hissedilir yaşama kavuşurlar (örneğin kalifiye spor ya da amatör sinema). Modern sanayi uygarlığı, parçalı çalışmayla birlikte, genel bir boş vakit ihtiyacı doğurur ve diğer yandan, bu ihtiyaç çerçevesinde, farklılaşmış somut ihtiyaçlar doğurur. 


Bu, toplumsal örgütlenmenin, sunduğu tatminler içinde, yönlendirdiği, belirttiği, büktüğü, değiştirdiği kendiliğinden karaktere sahip yeni toplumsal ihtiyacın önemli bir örneğidir. Bu uygarlık, bu yeni ihtiyaçlara cevap veren, yine de “teknik-dışı” anlamı ve karakteri olan teknikler yaratır. “Boş vakit makineleri” (radyo, televizyon, vs) yaratır. Eski oyunları dönüştüren oyun biçimlerine yol açarken, kimi zaman diğer faaliyetlere karşı durur, kimi zaman onlara karışır (örneğin kampingde çalışma ile boş vakit güçlükle ayrılır ve bütün gündelik hayat oyun olur). Bu şekilde belirlenen somut toplumsal ihtiyaçlar, yaşlara, cinsiyetlere, gruplara göre giderek daha fazla farklılaşırlar. Böylece, bireysel ihtiyaçlar ve kolektif ihtiyaçlar halinde kendiliğinden ayrışırlar (örneğin bireysel sporlarla ekip sporlarının ayrılması). 

Belli bir uygarlık düzeyinin sonucu olan ihtiyaçları kendi tarzında eğip büken burjuva ve kapitalist toplumda kitlelerin boş vakit ihtiyaçlarıyla ilgili günümüzün en çarpıcı gerekliliği, kesin kopuştur. Boş vakit gündelik hayattan kopmalıdır (en azından görünüşte); üstelik yalnızca çalışmadan değil, ailenin gündelik hayatından da. Boş vaktin eğlenme/oyalanma niteliği bu şekilde artar: Boş vakit yeni kaygılar getirmemelidir, yükümlülük olmamalıdır, zorunluluk olmamalıdır, kaygı ve zorunluluklardan kurtarmalıdır. Rahatlama ve zevk; ilgililere göre boş vaktin ana hatları bunlardır. Bir aile toplantısının gerçek “boş vakit”’anlamı, bahçeyle uğraşmak ya da tamirat yapmaktan daha fazla değildir. Dolayısıyla, ilgililer boş vaktin çalışmaya yakın, muğlak biçimlerini, bunlar herhangi bir yükümlülük içerdiği ölçüde reddetme eğilimindedirler. Kültürel yan onlara ilgisiz gözükmektedir (bu, gerçekten böyle olduğu anlamına gelmez). Pedagojik türdeki şeylere karşı çıkıyorlar ve boş vaktin oyalayıcı yanma, dinlenmeye ve gevşemeye, gündelik hayatın güçlüklerine boş vaktin getirebileceği ödünlemeye vurgu yapıyorlar. 

Anketlerin sağladığı öznel tanıklıklara inanılırsa, bu, emekçiler (proleterler) için olduğu kadar diğer toplumsal sınıflar için de doğrudur; hatta onlar için daha fazla doğrudur. Dolayısıyla, gündelik hayatın içine dahil olmuş sanat eseri (odanın duvarına asılı tablo ya da röprodüksiyon) boş vakit öğesi olmayacakta. Bir koltukta okunan kitap da olmayacakta; en azından şok kaçış (yolculuk ya da keşif hikayesi, polisiye roman) ya da gevşeme sağlamıyorsa (resimli kitap, çizgi roman, hazmedilmiş besine benzeyen “digest” türü). Dolayısıyla özellikle görüntü, film bu türdendir. Hatta 
yaşantıdan mümkün olduğunca mesafeli (en azından görünüşte) görüntü ya da film. 

Çevremizdeki “modem” denen insan, bir yorgunluğun ya da bir gerilimin sonunda, endişenin, kaygının ve meşgalelerin sonunda öncelikle elbette boş vakit bekler. Geniş kesimler arasında günümüzde yaygın bir terminolojiyle “rölaks olma” diye adlandırılan şeyi talep eder. (Kimileri yaşam içeriğinin boşaltılması ve boşluk yoluyla pasif olan, kimileri ise edimler ve kaslar üzerinde denetim yoluyla aktif olan çeşitli yöntemlerle elde edilen) “rölaks olma”nm gerçek bir ideolojisi, tekniği ve teknokrasisi vardır. “Modern” denen insan, çalışmasının ve ailevi ya da “özel” yaşamının sağlamadığı şeyi boş vaktinde bulmayı umar. Ona göre mutluluk nerededir? Bunu pek bilemez ve kendine de sormaz. Böylece, gündelik hayatın tamamen dışında, ideale yakın saf bir yapaylık olan “boş vakit dünyası” oluşmaya eğilim gösterir. Fakat, yaygın yaşama sürekli referansta bulunmadan, bu referansı içeren yenilenmiş zıtlık olmadan, bu saf yapaylık nasıl yaratılabilir? 

 

 

Lefebvre, Henri. Gündelik Hayatın Eleştirisi. Sel Yayıncılık, 2013.

Çalışma ve "Boş Vakit"
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri