Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

Bilimsel Sermayenin Unsurları

Bilimsel Sermaye

Bilimsel Sermayenin Unsurları

 

 

Bilimsel alanlar iki farklı türde bilimsel sermayeye denk düşen iki farklı iktidar biçiminin mahallidir: 

 

1- Bir tarafta, cismani -veya siyasal- olarak adlandırabileceğimiz iktidar; bilimsel kurumlarda, araştırma merkezlerinin veya bölümlerin yönetimlerinde işgal edilen etkin konumlarla ilişkili kurumsal veya kurumsallaşmış iktidar; komisyon veya değerlendirme komitelerine katılım ve bunun, üretim araçları (sözleşmeler, sağlanan krediler, kadrolar vb.) ve yeniden üretim araçları (atamalar ve kariyerler üzerinde etkili olma) üzerinde sağladığı iktidara iştirak. 

 

2- Diğer taraftan, hususi bir iktidar; alanlara ve kurumlara göre yukarıdaki iktidardan az veya çok bağımsız ve neredeyse yalnızca müsaviler (eşler) bütününün veya aralarından en onanmış olanlarının (özellikle karşılıklı takdir ilişkisi çerçevesinde bir araya gelmiş görünmez alim heyetlerinin, cemaatlerinin) tanımasına, ikrarına da¬ yalı, az veya çok nesnelleşmiş veya kurumsallaşmış kişisel itibar. 

 

Bilimsel yeniliklerin, hakim ön sayıltılardan (her zaman imtiyazlar ve öncelik haklarıyla karşılıklı ilişki içerisindedirler) sosyal manada bir kopuş olmaksızın gerçekleşemeyeceğinden ötürü, “hasbi” bilimsel sermaye, her ne kadar alanın kendine biçtiği ve vermek istediği imgeye uygun düşse de kurumsallaşmış bilimsel sermayeye kıyasla, en azından baştaki birikim döneminde, itiraz ve eleştiriye daha fazla maruz kalır; Anglosaksonların dediği gibi controversialdır, ihtilaflıdır. Bu sebeptendir ki; bazı disiplinlerde büyük yenilikçiler (örneğin sosyal bilimlerde, Braudel, Levi- Strauss veya Dumezil) heretik olmakla damgalanmış ve kurum tarafından önleri güçlü biçimde kesilmeye çalışılmıştır. 

Bu iki farklı bilimsel sermaye türünün birikim yasaları da farklıdır. “Hasbi” bilimsel sermaye bilimsel ilerlemeye yapılan kabul görmüş katkılarla (icat veya buluşlarla) elde edilir. (Özellikle en seçkin ve itibarlı, sembolik itibar bankaları misali, itibar tevcih edebilecek vasıftaki yayın organlarında yapılmış neşriyat en etkili göstergelerinden biridir.) Kurumla ilişkili bilimsel sermaye ise, esas itibarıyla zaman isteyen hususi siyasal stratejiler (komisyon ve jürilere -tez, sınav- katılım, az veya çok yapılmış olmak için yapılmış konferanslara, törenlere, toplantılara vb.ne iştirak) vasıtasıyla edinilir. Öyle ki; bu tür bir sermayeye sahip olanların ifade ettiği gibi, birikiminin telafi noktasında bir esas mı, yoksa bilimsel sermayenin en hususi ve en meşru biçiminin birikiminde yakalanan daha vasat bir başarının sonucu mu olduğunu kestirmek güçtür. 

Aynı anda bir arada bulundurulması pratik açıdan [bir hayli] güç olan bu iki sermaye türü, aktarım biçimleri bakımından da ayrılırlar. Zayıf biçimde nesnelleşmiş olması hasebiyle muğlak bir tarafı olan ve nispeten belirsizlik arz eden “hasbi” bilimsel sermayenin her zaman karizmatik bir tarafı vardır. (Ortak kanıda kişiyle ve kişisel “yeteneklerle” ilişkilendirilir; “atama yönergesiyle” elde edilebilecek bir şey değildir.) Bu sebeple pratikte aktarımı çok güçtür. (Peygamberden, terziden, şairden farklı olarak büyük bir araştırmacı, bilimsel yetkinliğinin en biçime sokulmuş kısmını, çok zaman alan uzun ve yavaş bir yetiştirme ve iş birliği faaliyeti üzerinden aktarabilse de ve her sembolik sermaye sahibi gibi, kendisi veya üçüncü kişiler tarafından yetiştirilmiş araştırmacıları, onları tanıtarak, onama kurumlarına tavsiye ederek veya onlarla beraber aynı yayınlara imza koyarak “kutsayabilse” de “hasbi” bilimsel sermayenin aktarımı yine de fevkalade güçtür). 

 

Tam tersine, kurumsallaşmış bilimsel sermaye diğer her tür bürokratik sermayeyle aynı aktarım kurallarına sahiptir. Mevkisinin arzulanan adayın ölçülerine göre bir anlamda önceden kesildiği kamu personeli alım sınavlarına çok benzeyebilecek seçimler üzerinden, kendine bazı durumlarda “katışıksız” bir “seçim” havası vermek zorunda kalsa da bu böyledir (Bu iki ilke [kurumsallaşmış bilimsel sermaye hasbi bilimsel sermaye] arasındaki ihtilaf en açık biçimde, hiç kuşkusuz, araştırmacılar zümresinin devamlılığını sağlamaya yönelik kadro alımları sırasında ortaya çıkar. Kurumsallaşmış bilimsel sermaye sahipleri, idari atama mantığı uyarınca, usulüne uygun sınavlar tertip etmeye meyilliyken; “hasbi” bilimsel sermaye sahipleri, adayı “keşfeden” alim figüründe tecessüm eden “karizmatik” mantık çerçevesinde konumlanmaya eğilimlidirler). 

Bununla birlikte, çok iyi bir makalede , titiz gözlemi, sağlam analizi ve teorik kurgusunun yerindeliğiyle, bilim sosyolojisinin günümüz eğilimlerinin tam zıddında konumlanan Terry Shinn, bu iki farklı türdeki bilimsel sermayenin ve buna tekabül eden iki farklı iktidar biçiminin, aynı araştırma merkezi bünyesinde, bazı durumlarda müşterek teşebbüslere büyük faydası dokunacak şekilde beraber var olabileceklerini göstermiştir: bir tarafta özellikle komite ve komisyonlara sıkılıkla katılımı sebebi ile araştırma dünyası hakkında çok yerinde bir malumat sahibi, daha çok kamusal alanda “yaygınlaştırılmaya” müsait çalışmalar üreten ve bu vasıflarıyla bir anlamda “normal bilimin” ete kemiğe bürünmüş hali olan bir araştırma merkezi müdürü; diğer tarafta ise, kendini “entegratif modellerin” inşasına adamış ve kıdemli veya çömez diğer araştırmacılara bir nevi ek bilimsel imgelem katkısı sunan itibarlı bir araştırmacı. (Bir fizik laboratuvarında gözlemlenmiş bu iş bölümü, farklı disiplinlerden gelen araştırmacıların oluşturduğu çalışma gruplarının çoğunluğunda da görülebilir.)  Bu iki farklı sermaye türünün fiiliyatta bir arada bulundurulması, daha önce belirttiğim üzere fevkalade güçtür. Bu bağlamda, araştırmacıları bu yapıda işgal ettikleri konum üzerinden, yani bilimsel sermayelerinin yapısı veya daha açık bir ifadeyle “hasbi” ve “kurumsal” sermayelerinin göreceli ağırlığı üzerinden niteleyebiliriz: bir uçta, güçlü bir hususi (bilimsel) itibar ancak zayıf bir siyasal ağırlığa sahip olanlar; zıddında ise, güçlü bir siyasal ağırlığa ancak zayıf bir bilimsel itibara sahip olanlar (örneğin bilim insanı idareciler). 

Güçlü bir bilimsel itibar birikimi, siyasal ve ekonomik itibara (idari, siyasal vb. iktidarlar nezdinde) ancak uzun vadede ve genel olarak ileri yaşlarda -yani çok geç olduğunda- imkan tanıyabilir. Oysa siyasal sermayenin bilimsel iktidara dönüştürülmesi ne yazık ki daha kolay ve hızlıdır; özellikle, bilimsel itibar ve iktidarın her iki dağılımda ortalama-vasat konum işgal edenler ve üretim ve yeniden üretim araçları (Ulusal Üniversiteler Konseyi ve CNRS komisyonlarına katılım, alım ve terfi jürilerine vb.ne iştirak) üzerinde tatbik edebildikleri iktidar vasıtasıyla, yeniliğe karşı ortodoksinin devamını sağlayabilecek durumda olanlar için (Özellikle, ileride idareci olmaları pek muhtemel olan seçilmiş bilim insanı sendikacıların, kurulu bilimsel düzene en bağlı patronlara desteklerini sunabildikleri karmaşık ittifaklar lehine ve bu ittifaklar üzerinden).  Bilimsel alandaki sembolik güç ilişkileri, uluslararası tanınmışlık gibi ölçümü en zor özelliğe kadar her şeyi nicelleştirmeye gayret gösteren bir bilimsel analizin verebileceği kesin netliğe haiz değillerdir. Kurumsal bilimsel iktidar (ki sadece bir ülkenin üniversite ve araştırma kurumlan üzerinde etkili olması sebebiyle neredeyse tamamıyla ulusaldır, ulusal ve uluslararası hiyerarşiler arasındaki farklılıkları açıklamaya katkıda bulunan şey de budur), onama kurum ve araçlarına (ödüller veya madalyalar (en azından ulusal seviyede) akademik-onursal unvanlar, sözlükler vb.) ilişkin tekeli üzerinden, neredeyse karizmatik bir hale etkisi yaratmayı başarır; özellikle kariyerlerinin devamının bağlı olduğu kişilere bilimsel meziyetler atfetmeye sıklıkla eğilimli genç araştırmacılar üzerinde. (Ki bu, sadece menfaatçi bir hizmetkarlık dolayısıyla değildir.) Bu meziyetlerin atfedildiği kişiler ise böylece kendilerine itaatkar bir müşteri grubu ve gösterişli bir akademik hürmet ve hatırşinas atıf alayı hediye edebilirler. 

Sembolik sermayenin (alanda bulunan faillerin idrak ve kıymetlendirmesine bağlı bu “idrak edilen varlığın”, percipi) teşkiline önemli ölçüde katkıda bulunan genç araştırmacıların gözünde karışıklık yaratan bir diğer faktör, daha önce bahsettiğim üzere, bilimsel itibarın uzun vadede, her şeye rağmen, cismani (kurumsal) onanmışlıkla ilişkili bir siyasal itibar biçimi (kelimenin hususi anlamında, alan içerisinde aldığı anlamda) sağlayabilmesidir. Bu onanmışlık bazı durumlarda bir düş kırıklığı veya hatta itibarsızlaştırma faktörü olabilir. (Onanmışlık mertebesine ulaştıkları zaman yenilikçilerin problemlerinden biri, özellikle edebiyatta, öncüyken gerçekleştirdikleri heretik kopuşlarla kazandıkları itibarlarını muhafaza edebilmektir.)  Bu çifte iktidarın bilim alanının işleyişi üzerindeki tesirlerini tahlil etmek gerekir. En itibarlılar aynı zamanda en kudretliler olduğu takdirde alan bilimsel açıdan daha mı müessir [etken] olacaktır? Velev ki olsun, bu takdirde kaçınılmaz olarak daha mı yaşanılır olacaktır? 

Her şey iktidarların bu şekilde bölünmesinin hemen hemen herkesin işine geldiğini gösterir gibidir. “En iyilerin” epistemokratik teokrasisinin alabileceği korkunç yüzden veya tersi istikamette, iki iktidarın, “en iyileri” tamamıyla iktidarsızlığa mahkum edebilecek şekilde tamamıyla ayrışmasından sakınmaya imkan veren de bu kırma uzlaşıdır. Bununla birlikte, bilimsel alan üzerindeki cismani (kurumsal) iktidarın, ekseriyetle bir araştırma teknokrasisine, yani bilimsel ölçütler açısından her zaman en iyiler arasında yer almayan araştırmacılara verilmesinin, bilimin ilerlemesi noktasındaki “işlevselliğinden” ziyade, en az aktif ve en verimsiz araştırmacılara verdiği rahatlık noktasındaki “işlevselliğinden” müteessir olmaktan da kendimizi alamayız. 

Kesin olan şey, alanın elde ettiği özerklik ne kadar kısıtlı ve noksansa cismani (kurumsal) hiyerarşiler ve hususi (bilimsel) hiyerarşiler arasındaki mesafenin de o kadar belirgin olacağı ve sıklıkla alan dışı iktidarların aracısı görevini gören cismani (kurumsal) iktidarların hususi (bilimsel) mücadelelere daha fazla müdahale edebilecekleridir (özellikle, komisyon üyeleri oligarşisine müşteri ağlarını idame ettirme imkanı tanıyan çeşitli gasplar -kadrolara, desteklere, sözleşmelere vb.ne- üzerinden). Farklı bilimsel disiplinlerin, yaşayabilmeleri için, değişen seviyelerde ekonomik kaynaklara ihtiyaç duymalarından ötürü, az veya çok araştırmayla doğrudan ilişkili konularda bilimsel idareciye dönüşmüş bazı araştırmacılar, kaynaklar üzerinde sosyal sermayelerinin kendilerine sağladığı denetim aracılığıyla araştırmalar üzerinde zorba bir iktidar (Pascal’ın kullandığı anlamda) tatbik edebilirler -çünkü bu iktidar esasını alanın hususi -bilimsel- mantığında bulmaz. 

Alan dışı iktidarlar nazarında özerkliklerinin hiçbir zaman tam olmamasından ve iki farklı tahakküm ilkesinin, cismani (kurumsal) ve hususi (bilimsel), mahalli olmalarından ötürü bütün bu evrenler yapısal bir muğlaklık içerirler: Entelektüel çatışmaları, aynı zamanda bir bakıma, iktidar çatışmalarıdır da. Bir alimin her stratejisi eş zamanlı olarak hem siyasal (kurumsal) hem de bilimsel (hususi) bir boyut içerir ve açıklamalarımız bu iki boyutu her zaman bir arada tutmalıdır. Bununla birlikte, bu boyutların göreceli ağırlığı alana ve alan içerisindeki konuma göre çok değişkenlik gösterir. Alanlar ne kadar heteronomsa (dış bağımlı) hususi olmayan (cismani-kurumsal-siyasal) iktidarın alan içerisindeki dağılımının yapısı ile hususi (bilimsel) iktidarın -bilimsel itibar, ikrar dağılımı arasındaki mesafe o kadar büyüktür. 

Hatta iki yapının birbirine ters surette konumlandığı evrenler bile vardır. Örneğin Fransız yüksek öğreniminde, edebiyat ve insan bilimleri profesörlerinin üniversite alanı uzamında ki dağılımı öyledir ki; ne kadar [kurumsal] iktidar kutbuna yakınlarsa o kadar az itibarları ( Citation Index’tekı sıra, çevrilmiş eser sayısı ve diğer bir dizi gösterge ışığında ölçülebilen) vardır. Böylece bir tarafta, özellikle zümrenin yeniden üretiminin denetimi (CNU’da ve büyük sınav jürilerinde yer alanlar) ve egemen paradigmanın, ortodoksinin idamesi açısından en kudretli olan kişiler, diğer tarafta ise, itibar sahibi, tanınmış, özellikle uluslararası düzeyde kabul görmüş ancak [kurumsal] iktidarı sınırlı kişiler.  Bu uyuşmazlık bir dizi neticenin müsebbibidir. Başarısız olanlara bahaneler bulmaya, sınırlı entelektüel konumlarını iktidar seviyesindeki kötü konumlarına bağlamaya veya itibar sahiplerini sanki iktidar sahibi onlarmış gibi suçlamaya imkan tanır. Cismani [kurumsal] egemenlere -hususi [bilimsel] egemenlerle zıtlık içerisinde- konumlarını yeniden üretmeye yönelik stratejileri, bilimi ilerletmeye yöneliklermiş gibi sunmak için yapının muğlaklığından yararlanma fırsatı veren de aynı şeydir. 

Sonuç olarak bu hususi evrende bilimselliği ilerletmek için, özerkliği güçlendirmek, daha somut bir ifadeyle, giriş bariyerlerini yükselterek hususi [bilimsel] olmayan silahların sokulmasına ve kullanılmasına kesinlikle izin vermeyerek ve sadece deneysel sınama ve mantıki tutarlılığın zaruretlerine riayet eden tanzim edilmiş rekabet biçimlerini teşvik ederek özerkliğin pratikteki şartlarını geliştirmek gerekir. 

 

 

Bourdieu, Pierre, and Levent Ünsaldi. Bilimin toplumsal kullanımları: bilimsel alanın klinik bir sosyolojisi için. Heretik Basın Yayın, 2013.

 

Bilimsel Sermayenin Unsurları
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri