Ad ve Soyad :
E-Posta :
Telefon :
   

 Artı Değer Teorisi

Karl Marx I Kapital

 Artı Değer Teorisi 

 

 

Kapitalin büyük bir bölümü ekonomik analize ayrılsa bile, bu çalışmada Marx’ın yoğun ilgisini her zaman burjuva toplumunun dinamikleri oluşturur: Kapitalin temel amacı, kapitalist toplumun “ekonomik hareket yasası”nı, onun dayandığı üretici temelin dinamiklerini araştırmak ve ortaya çıkartmaktır. Marx’ın Kapitalin ilk sayfasında vurguladığı gibi, kapitalizm bir meta üretimi sistemidir. Kapitalist sistemde üreticiler sadece kendi ihtiyaçlarını veya kişisel ilişki içinde oldukları bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak için üretmezler; kapitalizm, ulusal ve çoğu kez uluslararası düzeyde bir mübadele piyasasını gerektirir. Her meta, Marx’ın ifadesiyle, “iki yanlı” görünüme sahiptir: “kullanım-değeri” ve “değişim-değeri”. “Sadece tüketim süreci içinde gerçeklik kazanan” kullanım degeri, fiziksel bir ürün olarak metanın özelliklerinin temel ihtiyaçları karşılamakta kullanılabilmesini anlatır. Bir nesne meta olmasa bile kullanım değerine sahip olabilir. Bir ürünün meta olması için kullanım değerine sahip olması gerekir, ancak aksi söylenemez. “Değişim değeri” ise bir ürünün başka ürünlerle değiştirilmek için arz edildiğinde sahip olduğu değeri anlatır. Değişim degeri, kullanım degerinin aksine, “belirli bir ekonomik ilişkiyi” gerektirir ve malların mübadele edildiği bir piyasadan bağımsız olarak alınamaz; o sadece metalarla ilişki içinde bir anlama sahiptir. 

Bir nesne, meta olsun veya olmasın, sadece onu üretmek için emek gücü harcandığında bir değere sahip olabilir; Bu görüş, Marx’ıın Adam Smith ve Ricardo'dan aldığı emek değer teorisinin en temel önermesidir. Buradan, hem değişim değeri hem de kullanım degerinin doğrudan bir metanın üretiminde somutlaşan emek miktarıyla ilişkili olması gerektiği sonucu çıkar. Marx’a göre, değişim degerini kullanım değerinden elde edemeyeceğimiz açıktır. Bu gerçeklik tahıl ve demir gibi iki metanın değişim degeriyle gösterilebilir. Belirli miktarda tahıl belirli miktarda demire denktir. Bu iki ürünün değerini birbirlerine göre ve nicelleştirilmiş bir biçimde ifade edebilmemiz ikisine de uygulanabilecek bazı ortak standartların kullanıldığını gösterir. Bu ortak değer ölçüsü tahıl veya demirin birbiriyle orantılı olmayan- fiziksel özellikleriyle ilişkili değildir. Bu yüzden, değişim değerinin emeğin nicelleştirilebilir bazı özelliklerine bağlı olması gerekir. Çeşitli emek türleri arasında birçok farklılıklar bulunduğu aşikardır: Tahıl yetiştirmeyle ilgili temel görevler, demir üretimiyle ilgili görevlerden oldukça farklıdır. Değişim değerinin metaların özel niteliklerinden soyutlanması ve onların soyut nicel bir oran içinde ele alınması gibi, bir meta üretiminde işçinin harcadığı zaman miktarına göre ölçülebilen “soyut genel emeği” sadece değişim değerinden türeterek ele almamız gerekir. 

Soyut emek değişim değerinin, “yararlı emek” kullanım değerinin temelini oluşturur. Metaların bu iki yanı, basitçe, emeğin ikili karakterinin ifadesidir: Emek gücü olarak, organizmanın fiziksel enerji harcaması; bu özellik tüm üretici etkinlik biçimlerinde ortaktır. Belirli bir emek türü olarak, söz konusu enerjinin yönlendirilebileceği özel işlemler topluluğu: Bu özellik ise belirli metaların özel kullanımlar için üretimine özgü bir şeydir.  Bir yanda, her emek türü fizyolojik olarak insan emek gücünün harcanmasıdır ve benzer biçimde veya soyut insan emeği olarak, metaların değerini yaratır. Öte yandan, her tür emek, insan emek gücünün özel bir biçimde ve belirli bir amaca yönelik olarak harcanmasıdır ve o somut yararlı emek özelliği içinde kullanım degeri üretir. “Soyut emek” sadece meta üretimine özgü olduğu için tarihsel bir kategoridir. Marx’a göre, onun varlığı kapitalizmin bazı asli özelliklerine bağlıdır. Kapitalizm, daha önceki sistemlerden çok daha akışkandır, zira o işgücünün çok daha kolay yer değiştirebilmesini ve farklı türde işlere daha kolay uyum sağlayabilmesini gerektirir; Marx’ın ifadesiyle, “‘genelde emek’, sans phrase (kısaca) emek, yani modern ekonomi politiğin hareket noktası pratikte gerçeklik kazanır.”

Soyut emeği  değişim değerini hesaplama biçimi olarak zaman birimlerine göre ölçmemiz gerektiğinde açık bir problem yaşanır. Buradan, belirli bir parçayı üretmesi uzun zaman alan tembel bir işçinin aynı görevi daha kısa bir zamanda tamamlayan bir sanayi işçisinden daha değerli bir meta üreteceği anlamı çıkar görünmektedir. Ancak Marx, kavramın sadece belirli özel bir bireye değil, aksine “toplumsal olarak gerekli” emek zamana uygun düştüğünü vurgular. Toplumsal olarak gerekli emek zaman, normal üretim koşullan altında ve belirli bir sanayide ilgili dönemde, yaygın “ortalama beceri ve yoğunluk derecesiyle” bir metanın üretilmesi için gerekli zaman miktarıdır. Marx’a göre, toplumsal olarak gerekli zaman ampirik araştırmalarla kolayca belirlenebilir. Teknolojik bir yenilik belirli bir metanın üretilmesi için ihtiyaç duyulan toplumsal olarak gerekli zamanı azaltabilir ve bu yüzden, onun değerinde de buna denk bir azalma yaşanacaktır.

Tüm bu analiz, Marx’ın aşağıda betimlenen artı değer tartışması dahil, Kapitalen ilk cildinde yer alır. Marx’ın bu noktada değer ve artı değer kavramlarım bilinçli olarak çok soyul düzeyde kullandığı vurgulanmalıdır. Marx, kapitalizmin “iç işleyişinin” “oyununu görmeyi engelleyen olguları belirlemeye başlar”. Bunu kavrayamamak, Marx’ın talep konusuna hiçbir rol tanımadığı yanlışı da dahil, birçok yanlış anlamaya yol açmıştır. Marx, Kapüal’in birinci cildindeki tartışmasının büyükçe bölümünde arz ve talebin dengede olduğu bir durumu varsayar. Talebin önemini göz ardı etmez; aksine buradan, talebin değeri belirlemediği, ancak fiyatlan etkileyebileceği bir emek değer teorisine ulaşır. Talep. Marx’a göre, işgücünün ekonominin farklı kesimlerine dağılımında en önemli faktördür. Belirli bir metaya talep özellikle yüksek olduğunda, diğer mallan üretenler bu metayı üretmek için harekete geçme gereği duyacaklardır. Artan talebi izleyen fiyat artışı, böylece onun değerinde düşüşe yol açacaktır." Ancak talep, bazı iktisatçıların belirttiklerinin aksine, bağımsız bir değişken değildir: “Arz ve talep, toplumdaki toplam geliri bölüşen ve aralarında gelir olarak tüketen ve dolayısıyla, bu gelirin yarattığı talebi karşılayan farklı sınıflar ve sınıfsal kesimleri gerektirir.”

Yukarıda tartışılan değişim değeri analizinden, ürünlerin kendi değerlerinde -yani, kendi içlerinde somutlaşan toplumsal açıdan gerekli emek zaman miktarına göre alınıp satıldıkları sonucu çıkar.  Marx, kapitalistlerin karlarını namussuzca veya özellikle hileli yollarla elde ettikleri görüşünü reddeder. Belli bir kapitalist gerçek alım veya satım işlemleri sırasında ürününe talepte ani bir artış olması gibi piyasadaki belirsizliklerin yarattığı bir üstünlük sayesinde para kazanabilse de, ekonomide kar tamamen bu şekilde açıklanamaz. Marx, kapitalistin emeği ve metaları genelde gerçek değerleri içinde alıp sattığına inanır. Onun ortaya koyduğu gibi, kapitalist “metaları değerinde satın almalı ve onları yine değerinde satmalıdır, ancak söz konusu sürecin sonunda başlangıçta ortaya koyduğu değerden daha fazlasını elde etmelidir”.

Marx, bu görünüşte paradoksu, kapitalizmin zorunlu temelini oluşturan tarihsel koşula, yani işçilerin emeklerini ser¬ best bir piyasada satmakla “özgür” oldukları iddiasına başvurarak çözer. Bu, emek gücünün bizzat piyasada alınıp satılan bir meta olduğunu gösterir. Nitekim onun değeri, diğer herhangi bir metanınki gibi, üretimi için toplumsal olarak gerekli emek-zamana göre belirlenir. İnsanın emek gücü -yeniden tamamlanması gereken- fiziksel enerji harcamasını gerektirir. İşçi, emek sürecinde harcadığı enerjiyi yeniden toplamak için, işleyen bir organizma olarak varlığının gerektirdiği -kendisi ve ailesinin gıda, giyim ve barınak gibi- ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır, işçinin temel ihtiyaçlarını karşılaması için toplumsal olarak gerekli emek zaman onun emek gücünün değerini oluşturur. Bu yüzden emek gücünün değeri, metaların hesaplanabilir niceliğine -yani işçinin geçimini sürdürebilmek ve kendini yeniden üretebilmek için gerek duyduklarına indirgenebilir. “İşçi emeğini sermayeyle değiş tokuş eder..ona yabancılaşır. Onun aklığı karşılık bu yabancılaşmanın değeridir.”

Modern manüfaktür ve sınai üretim koşulları işçinin ortalama bir iş günü içinde geçimi için gereken değerden çok daha fazlasını üretmesini mümkün kılar. İş gününün sadece belirli bir oranı, yani işçinin kendi değerine karşılık düşen miktarı üretmek için harcanması gerekenlerin ötesinde ürettiği her şey “artı değer”dir. Sözgelimi, iş gününün uzunluğu on saat ise ve işçi bu zamanın yarısında kendi değerini üretiyorsa, geri kalan beş saatlik çalışma kapitalist tarafından gasbedilebilen artı üretimdir. Marx, gerekli emek artı emek oranını “artı değer oranı” veya “sömürü oranı” olarak adlandırır. Artı değer oranı, Marx’ın tüm kavramlarında olduğu gibi, biyolojik bir referanstan ziyade toplumsal referanslar içerir. “Emek gücünü üretmek” için gerekli emek zaman sadece fiziksel koşullara göre tanımlanamaz, aksine bir toplumdaki kültürel olarak beklenen hayat standartlarına göre değerlendirilmek zorundadır. “İklim koşulları ve fiziksel koşullar” belirli bir etkiye sahiptir, ancak sadece “özgür emekçiler sınıfının şekillendiği koşullar çerçevesinde ve neticede, bu sınıfın alışkanlıkları ve refah düzeyine bağlı olarak”.

Artı değer karın kaynağıdır. Kar, deyim yerindeyse, artı değerin görünen “yüzüdür”; “artı değerin dönüştürülmüş bir biçimi, yani kökeni ve mevcudiyetinin sırrı gözlenebilen, ancak maskelenmiş bir form”dur. Marx, Kapitalin birinci cildindeki analizinde bu maskeyi yırtar, fakat artı değer ve kar arasındaki -somut dünyada karmaşık bir yapıda olan- gerçek ilişkiyi tartışmaz. Kapitalistin emeğin ücretine ayırdığı pay, üretim sürecinde yaptığı harcamanın sadece bir kısmıdır. Diğer kısımlar üretim için gerekli makine, hammaddeler, fabrika tesisatı, vb.’nden oluşur. Sermayenin bu faktörlere ayırdığı kısım “sabit sermaye”, ücretlere ayrılan kısım “değişken sermaye” adını alır. Değer yaratan sadece değişken sermayedir; sabit sermaye “üretim sürecinde herhangi nitel bir değer değişikliği yaratmaz”.' Kar oranı, sabit sermayenin değişken sermaye ye oranından (s/v) oluşan artı değer oranından farklı olarak, sadece hem değişken hem de sabit sermayeye bakılarak hesaplanabilir. Sabit sermayenin değişken sermayeye oranı sermayenin “organik bileşimini” oluşturur; kar oranı, sermayenin organik bileşimine bağlı olduğu için, artı değer oranından daha düşüktür. Kar oranı p=s/c+v formülüyle ifade edilir; sabit sermayeye bağlı harcama oram değişken sermayeye bağlı harcama oranından düşük olduğunda, kar oranı artar.’

Marx, Kapitalin üçüncü cildinde birinci ciltte sunulan basitleştirilmiş artı değer teorisini cari (actual) fiyatlarla ilişkilendirir. Gerçek dünyada sermayenin organik bileşiminin sanayiye göre değiştiği açıktır. Bazı üretim sektörlerinde ilgili sabit sermaye miktarı, diğer sektörlerle karşılaştırıldığında değişken sermayeyle daha yüksek bir ilişki içindedir: Ör¬ neğin demir ve çelik sanayisinde makine ve fabrika teçhiza¬ tının yıllık sermaye gideri giyim sanayisindekinden çok daha büyüktür. Kapitalin birinci cildinde geliştirilen basitleştirilmiş model izlendiğinde bu bizi oldukça farklı artı değer oranlarına götürecek ve kar, doğrudan artı değer ile bağlantılı olduğunda ekonominin farklı sektörleri arasında karlarda belirgin farklılıklar oluşacaktır. Fakat bu ilişkiler durumu, kısa dönemler dışında, sermayenin her zaman daha üst düzeyde kar oranları sunan kanallara akış eğiliminde olduğu kapitalist ekonominin organizasyonuyla bağdaşmayacaktır. 

Marx, birinci ciltte analitik amaçlarla oluşturulan kabulleri bir kenara bırakarak, metaların genellikle kendi değerlerine göre değil, -kendi deyimiyle- “üretim değerleri"ne  göre satıldıkları sonucuna ulaşır. Ekonomide toplam kar miktarı, bu ekonomi içinde yaratılan artı değer miktarına göre belirlenir, ancak her bir kapitalistin bu toplamdan aldığı pay onun kendi girişimi içinde üretilen artı değer miktarıyla orantılı değildir. Kapitalistler toplam artı degeri, yatırdıkları sermayeyle orantılı olarak paylaşırlar, bu sermayenin organik bileşimiyle orantılı olarak değil. “Üretim değerleri”, bir başka deyişle metaların reel değerleri, toplam sosyal sermayenin toplam artı değere bölünmesiyle hesaplanabilir. Üretim değeri “maliyet değeri”ne veya fiilen üretime giden harcamalar toplamına (yani ücretlere ayrılan sermaye ile birlikte, bir meta üretiminde kullanılan sabit sermaye miktarına), aynca karın kullanılan sermayeye ortalama oranına eşittir. 

Peki metaların kendi değerleri yerine üretim değerlerine göre satılmasını sağlayan faktörler nelerdir? Marx, Kapitalin üçüncü cildinin önemli bir bölümünü bu probleme ayırır. Kapitalizmden önce metalar kendi değerlerine göre satılma eğilimindeydi, ancak kapitalizmin rekabetçi yapısı bu kuralı bozmuştur. “Ortalama kar” kapitalizmin gelişimiyle değişim geçirir. Değişken sermayenin sabit sermayeye daha yüksek oranda olduğu bir üretim sektörü oldukça yüksek oranda bir artı değer ve kar yarattığında, .. sermaye düşük kar oranlarına sahip alanlardan çekilir ve daha yüksek kar sağlayan diğer alanlara yayılır. Bu ardı arkası kesilmeyen giriş-çıkışlarla, özelle, bir yerde kar oranındaki artış ve başka bir yerdeki düşüşle bağlantılı olarak sermayenin farklı alanlara dağılımıyla farklı üretim alanlarında ortalama karın benzer düzeyde kaldığı bir arz-talep oranı yaratılır; değerler, üretim değerlerine dönüştürülür. Bu denge durumu, sermaye tarafından az çok mükemmel bir biçimde, kapitalist gelişmenin belirli bir ulus içinde gelişme derecesiyle, başka deyişle, farklı ülkelerdeki koşulların kapitalist üretime adaptasyon derecesine bağlı olarak sağlanır.

Bu süreci kolaylaştıracak iki koşul vardır: Sermayenin akışkanlığı ve emek hareketliliği, ilki, “toplum içinde tam ticaret serbestisi”ni sağlamayı ve feodal tekelci ayrıcalıkları kaldırmayı gerektirir. Ayrıca bu süreç, sermayenin bireysel kapitalistlerin elinde kalması yerine yoğunlaşmasına hizmet eden bir kredi sisteminin gelişimiyle daha da hızlanır. Emek hareketliliğini gerektiren ikinci durum da benzer koşullara dayanır: Emeğin kişinin malı olmaktan ve üretim araçlarıyla sınırlı ilişkilerden “kurtarılması” ve zanaat becerilerinin işçilerin bir işten diğerine zorlukla karşılaşmadan geçmelerini sağlayacak vasıfsız emeğe dönüştürülmesi. Ortalama kar oranının gelişimi, bu yüzden, doğası gereği kapitalist üretimin ekonomik yapısıyla ilişkilidir. 

Marx, Kapital’ın birinci cildinde geliştirilen artı değer teorisinin üçüncü ciltteki analize temel oluşturduğunu vurgular. Fiyat ve değer ilişkisi karmaşık olsa da, ilki yine de İkincisine bağlıdır ve toplam artı değerde herhangi bir artış veya azalma üretim değerlerini etkileyecektir. İktisatçıların Marx’in konumuna ilişkin daha sonra yaptıkları eleştirilerin çoğunda, Marx’ın teorisini kullanarak fiyatları tahmin etmenin çok zor olduğu, çünkü değerler ve fiyatlar arasında dolambaçlı bir ilişki bulunduğu ifade edilir. Ancak Marx’in hareket noktasından, fiyat tahmininin ikincil önemde olduğu vurgulanmalıdır: Onun teorisinin tüm ağırlık noktasını kapitalist ekonominin işleyişinin temel ilkelerini ortaya çıkartmak oluşturur. Marx’ın analizi, fiyatlar, kiralar veya faiz oranları gibi fiziksel kategorilerin ekonomi politik teori üzerindeki etkisini -onların kökeninde yatan toplumsal ilişkileri açığa çıkartmak amacıyla- kırma girişimi düzeyinde ilerler. Etkinliğin toplumsal karakteri, ürünün toplumsal biçimi ve bireyin üretime katılma biçimi, kendisini bireyle ilişki içinde yabancılaşmış, şeyleşmiş olarak gösterir... Belirli bireylerin varlık nedenlerinin ve aralarındaki karşılıklı ilişkilerin ön koşulunu oluşturan etkinlikler ve genel ürün mübadelesi onlardan yabancılaşmış ve bağımsız bir biçime bürünür. Marx’ın kapitalist gelişme teorisi, artı değer teorisinde ifade edildiği gibi, kapitalist mülksüzleştirmenin doğasıyla temellendirilir. Marx’ın  tezinden hareket edilirse, kapitalizm esasen metaların bireysel girişimci inisiyatif temelinde “kendi değerlerini bulmasını” sağlayan bir serbest piyasa sistemi etrafında yapılanmasına rağmen, kapitalist üretiminin içkin eğiliminin kapitalist ekonominin dayandığı somut koşullan zayıflattığı anlamı çıkar. 

 

 

Giddens, Anthony. "Kapitalizm ve Modern Sosyal Teori." İstanbul: İletişim Yayınları (2009).

Artı Değer Teorisi
Site Haritası
© Copyright 2019 Tüm hakları saklıdır. Homopsychologicus Psikoterapi ve Psikolojik Danışmanlık
Designed & Developed by Art Web ® Tasarım ve Yazılım Hizmetleri